HES’çi Şirket Loç Vadisinde Yine Köylülere Saldırdı, Jandarma İzlemekle Yetindi

Kastamonu – Cide Loç Vadisi’nde ORYA ENERJİ’nin (ÜMRAN BORU) mahkeme sonucunu beklemeden hukuksuz bir şekilde yapımına başladığı HES’e karşı köylülere destek için hafta sonu orada bulunan kitlenin bir bölümünün Loç Vadisi’nden ayrılmasını fırsat bilen şirket köylülere ve HES’e Karşı Ses Bisiklet Topluluğu’na saldırdı, telefon hatlarını kesti.

21 Eylül Pazartesi 2010 tarihinde Cide Loç Vadisinde aniden tüm GSM şebekesi ve sabit telefonlar çalışmaz hale geldi ve tam da bu esnada; Cide Loç Vadisi’nde Devrekani Çayı üzerinde kurulması planlanan Cide Regülatörü ve HES faaliyetini sürdüren Orya Enerji Şirketine ait iş makineleri dere yatağına girmek ve yatakta çalışma yapmak istedi.

İş Makinelerinin dere yatağına girmesi telafisi imkansız zararlara neden olabileceğinden ve Kastamonu İdare mahkemesinde devam eden Çed İptali davasında her an Yürütmeyi Durdurma kararı çıkabileceğinden, köylüler şirket yetkilileri ile konuşmak ve söz konusu konuşma sonuna kadar ise iş makinelerinin dere yatağına girmemesini talep ettiler.

Bu esnada, Orya Enerji güvenlik görevlilerinden biri, birden bire bisikletleri ile söz konusu HESin yapılmasına karşı dava açan köylülere destek için gelen bisikletçi gurubundan bir kişiye saldırdı. Söz konusu saldırıyı önlemek üzere bisikletçi ile şiddet uygulayan güvenlik görevlisi arasına giren bir köylüye de güvenlik görevlisi tarafından tokatla saldırıldı ve bir anda diğer çalışanlar da Loç destekçisi bisikletçiye saldırmışlardır. Saldıranlar odunla köylü ve bisikletçilerin üzerlerine çullandılar ve darp etmeye başladılar.

O esnada köyün yaşlıları ve hazır bulunanlar feçi şekilde darp edilmekten darp etmeye çalışan kişilerin elinden aldılar. Olaya ve olan bitene hemen tüm köy halkı tanık oldu. Köylülere ve bisikletçi gruba hakaret ve tehditler savrulmuştur. Bu olaylar nedeni ile yaşlı köylüler fenalık geçirmiş, Ambulans çağrılmış ve hastaneye kaldırılmıştır. İş makinelerinin sesi ve ambulans sesi yaşlılarda sinir boşalmasına neden oldu fenalık geçiren teyzeler oldu. Tüm bunlar olurken jandarma olayı yalnızca izleyerek tarafını bir kez daha belli etmiştir. 

Bisikletçi grup güvenlik kaygıları nedeni ile Cide’ye gidemeyip, Sinop’a gitmek ve tedavilerini orada yaptırmak ve şikayetçi olmak üzere üzere vadiden ayrılmışlardır. Bisikletçi grup dağda şirketin aracı ile karşılaştıklarını ve Cide’ye inene kadar taciz edildiklerini bildirmişlerdir. 

Tüm bu yaşanan saldırı boyunca telefonların kesik olması saldırının planlı olduğunu,önce telefonların bir şekilde susturulduğunu,böylece hem köylülerin toplanmasının önüne geçilmek hem de Jandarmanın müdahalesinin geciktirilmeye çalışıldığını düşündürmektedir.

Toprağına, suyuna ve onuruna sahip çıkan Loç vadisi halkı, HES’lere ve doğa katliamlarına karşı doğal yaşama duyarlı herkesi, ekolojistleri, yaşam savunucularını kendilerine destek olmaya Cide Loç Vadisi’ne bekliyor…

2B Yasası ile Ormanların Yağmalanması İvme Kazandı…Av.Noyan ÖZKAN

İLGİLİ ve DUYARLI DOĞA DOSTLARINA

Hükümet’in yandaş medya organizasyonu içinde önemli bir işlevi olan BUGÜN Gazetesi; referandum öncesinde Anayasa paketinden çıkarılan ancak torba kanunuyla alt yapısı oluşturulan 2B (sözde orman niteliğini yitirmiş) ormanlarımızı yağma ve rant operasyonunu bugün haber yapmıştır.

Aşağıda Sn.Av.Ömer Aykul’un ve Sn.Yücel Çağlar’ın değerli incelemelerini sunuyorum.

2B yağması ivme kazandı…Av.Noyan ÖZKAN

Türkiye’nin kültür ve tabiat varlıklarına, biyolojik zenginliklerine Hükümet ve ve destekçi lobisi tarafından rant ve yağma amaçlı saldırılar giderek yoğunlaşacaktır. ( İlk örnek; Allinaoi antik kentinin yok edilmesi…)

Geçmişte, bu tip doğa düşmanı yağma yasaları çıktığında en azından veto edebilen bir Cumhurbaşkanı vardı. Şimdi o da yok. Üstelik ana muhalefet partisi CHP ,aynen nükleer santrallerde olduğu gibi, 2B yağma girişimleri karşısında üç maymunları oynuyor.

Hükümete destek veren organize bir suç örgütü tarafından yüksek mahkeme üyelerinin izleme ve dinleme kayıtlarının yandaş medyaya servisi v.b. lekeleme ve karalama kampanyası ile zaten kör topal işleyen idarenin yargısal denetim yolu iyice çıkmaza girecektir.

Hükümet, Yüzde 58’lik ‘’evet’’ rüzgarını arkasına alarak tüm kıyılarda, derelerde, ormanlarda, göllerde, denizlerde, tarım alanlarında, biyolojik rezervlerde, sulak alanlarda, sit alanlarında BÜYÜME, İSTİHDAM, YATIRIM propagandası ile neo-liberal yağmaya devam edecektir.

Önemli olan, iyi ve heyecanlı bir dayanışma ve iletişim kampanyası ile Hükümet’in bu rüzgarını kesmek ve hatta tersine döndürmektir.

Türkiye tarihinin gelmiş ve geçmiş en nitelikli ve vahşi yağma hareketi karşısında her ne olursa olsun, doğa koruma mücadelesini sürdürmek ve birbirimize yardımcı olmak durumundayız.

Sevgi ve dostlukla, 21.09.2010,İzmir.

Noyan Özkan

Bugün gazetesi haberine göre;
“25 ila 50 Milyar Dolar getirecek 473.000 hektarlık araziden 51.192 m2 sinde kadastro ve güncelleme çalışmaları tamamlandı. Kadastronun ardından Orman Bakanlığı 2B arazilerini orman kapsamı dışına çıkartacak . Maliye Bakanlığı da Hazine arazisi olarak öncelikle hak sahiplerine satacak. Hukukçu Cihangir Dönmez, kısmi yasal düzenlemenin 23.07.2010 daki Torba Yasa ile oluşturulduğunu söyledi. ‘’ Bu yasayla Hazine’nin bu arazileri belediyelere devretmesi, belediyelerin de bu satışı gerçekleştirmesi mümkün. Ama ben hükümetin bu konuda bir yasa çıkartacağını düşünüyorum’’ dedi.”

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/118950-2b-yasasinda-dugum-cozuluyor-haberi.aspx
http://www.haber7.com/haber/20100921/Hangi-ilde-ne-kadar-2B-arazisi-var.php/

ORYA ENERJİ (ÜMRAN BORU) Loçluları darp etti, elektrik-telefon tellerini koparıp iletişimi kesti

Tapulu arazisine iş makinelerinin girmesine izin vermeyen Loç Halkı bugün ORYA ENERJİ (ÜMRAN BORU) özel güvenliği tarafından darp edildi. Firma Loç Vadisiyle iletişimi kesmek için elektrik tellerini ile telefon tellerini kesti ve jandarmayı halka karşı kullanıyor.. Yetkililer ise seyretmeye devam ediyor…

Hafta sonu Loç köylüleri dereye girerek iş makinalarının derede çalışmasını engellemesinden sonra çalışmalarına ara vermiş olan şirket bugün özel güvenlik elemanlarını da önüne alarak dereye girmeye çalıştı.Yaklaşık 15 kişiden oluşan Loç köylüleri iş makinelerinin önünde çıkarak iş makinelerinin çalışma alanına girmesini engellemesi üzerine özel güvenlik elemanları köylülerin üzerine yürüdü.Yaşanan kavga sonucunda fenalaşan yaşlı teyze ve amcalar köye ambulansın gelmesi ile Cide’ye hastaneye kaldırıldı.Köylerinde HES yapılmasını engellemeye kararlı olan köy halkı her sabah iş makinelerinin önüne çıkmaya kararlı gözüküyor. Özellikle yaşlıların korkusuzca iş makinelarinin önüne atlaması ve özel güvenliğin acımasızca bunların üstüne yürümesi bölgedeki tansiyonun azalmayacağını gösteriyor.

Hidroelektrik Santral Yapılmak istenen ve bunun için de dozerlerin talan etmeye başladığı Loç Vadisi`nde garip olaylar olmaya başladı. Halkın tepkisi giderek artarken, son olarak Köy ile irtibat kesildi.

Köy Muhtarı Mehmet Kara`nın Jandarmaya çağrıldığı ve Loç Vadisi`ne HES yapılmasına karşı çıkan gruplar geldiğinde aşağı inmeyeceksin diyerek uyarıldığı ileri sürüldü.

TELEFONLAR KESİLDİ

Bu arada jandarmanın uyarısının ardından köyde telefonların da çalışmadığı ifade ediliyor.

Köylülerin aktivistlerin köyden ayrılmasından sonra jandarmaya çağrıldığı ve köye gelen ziyaretçilerin karşılanma-ması yönünde bizzat karakol komutanı tarafından sert bir şekilde uyarıldığı iddia edildi. Bugün de iş makinalarından birinin elektrik direklerinden birinin telini kopardığı ve köyde elektrik bağlantısının kesildiği kaydedildi.

JANDARMA KOMUTANINA SUÇ DUYURUSU

Geçen haftasonu köye giden aktivistler köyde çay kenarına yaptıkları gezide, Cide HES projesi kapsamında şantiye alanı olduğu iddia edilen bölgeye girmek istemiş, ancak jandarma ekipleri tarafından engellenmeye çalışılmıştı. Jandarma ekiplerinin yaptıkları bizzat karakol komutanına bildirilmiş, ancak karakol komutanının aktivistlerin şantiye alanında bulunması gereken çalışma belgelerini sorması üzerine “gelin karakolda size gösteririm” diyerek ilginç (!) bir tavır sergilediği ileri sürüldü.

Bu gelişmeler üzerine köylülerin avukatı şirket yetkililerinden ve taraflı tutum izlediği ileri sürülen Jandarma komutanından savcılık nezdinde suç durusunda bulunduğu ifade edildi.

LOÇ`TA SİNİRLER GERİLİYOR

Bu arada, Loç Vadisi`nde bugün köylülerle ORYA Enerji çalışanları arasında arbede yaşandı. Loç Vadisi`ne destek için gelen bisikletli gruptan birinin gözüne darbe aldığı ve şiştiği belirtildi. Karakadı Köyü`nden Abdurrahman Karabacak ambulans ile Kastamonu Devlet Hastanesi`ne kaldırıldı.

Öte yandan Loç Vadisi`ne santral yapılmasına karşı çıkanlar yazdıkları yazılarla bu tepkilerini dile getiriyorlar.

http://www.kastamonupostasi.com/kposta3/index.asp?fuseaction=home.dsp_news&catid=1&cid=10997

Suyun Temel İnsan Hakkı Olduğuna BM’de Karşı Çıkan Türkiye’nin de dahil olduğu 41 Ülkenin Listesi / 41 Countries that Oppose Making Water a Human Right

These are the 41 countries that abstained in the July 28 UN General Assembly vote on Bolivia’s resolution to recognize access to water and sanitation as basic human rights.
Rather than honestly vote “no,” they abstained to avoid being labelled as opponents of access to water, but many made statements that reveal their hostility to the very idea of recognizing water as a human right. Among others:

Canada complained that the resolution “appeared to determine that there was indeed a right without setting out its scope.”

The UK said “there was no sufficient legal basis for declaring or recognizing water or sanitation as freestanding human rights, nor was there evidence that they existed in customary law.”

The U.S. said “there was no ‘right to water and sanitation’ in an international legal sense, as described by the resolution.”

Australia “had reservations about declaring new human rights in a General Assembly resolution.”

The abstainers:

  • Armenia
  • Australia
  • Austria
  • Bosnia and Herzegovina
  • Botswana
  • Bulgaria
  • Canada
  • Croatia
  • Cyprus
  • Czech Republic
  • Denmark
  • Estonia
  • Ethiopia
  • Greece
  • Guyana
  • Iceland
  • Ireland
  • Israel
  • Japan
  • Kazakhstan
  • Kenya
  • Latvia
  • Lesotho
  • Lithuania
  • Luxembourg
  • Malta
  • Netherlands
  • New Zealand
  • Poland
  • Republic of Korea
  • Republic of Moldova
  • Romania
  • Slovakia
  • Sweden
  • Trinidad and Tobago
  • Turkey
  • Ukraine
  • United Kingdom
  • United Republic of Tanzania
  • United States
  • Zambia

http://climateandcapitalism.com/?p=2852

Peşini bırakmayacağız! Üstü örtülmek istenen Eşme’deki siyanür zehirlenmesi davası yeniden…ÖZER AKDEMİR

2006 yılı haziranının sonlarında Eşme ve köylerinde meydana gelen zehirlenmelerle ilgili açılan dava yeniden görülmeye başlandı.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi zehirlenmelerin Kışladağ Altın Madeni’nden yayılan siyanür gazı nedeniyle olduğu yönünde açılan davayı reddeden Eşme Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını, “eksik inceleme” gerekçesiyle bozmuştu. Önceki gün Eşme Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen duruşmada yerel mahkeme Yargıtayın bozma kararına uyularak, yeni bir bilirkişi heyeti oluşturulmasını ve zehirlenme olayının daha ayrıntılı incelenmesini kararlaştırdı.

SİYANÜR ZEHİRLENMESİNDE ARSENİK ARADILAR

Eşme’ye 20 kilometre uzaklıkta bulunan Kışladağ Altın Madeni’nden yayılan hidrojen siyanür gazı nedeniyle Eşme ve köylerinde yaşayan 1500’e yakın kişi zehirlenmişti. 26-28 Haziran tarihleri arasında görülen zehirlenmelerin siyanürlü altın işletmesinden kaynaklandığı ile ilgili iddialar üzerine İzmir’den giden aralarında Tabip Odası ve Kimya Mühendisleri Odası temsilcilerinin bulunduğu bir heyet Eşme’ye gelerek incelemelerde bulunmuş, gönüllülerden kan örnekleri almıştı. Heyetin incelemeleri “yetkisiz” oldukları gerekçesi ile Uşak Valiliği ve Eşme Kaymakamlığı tarafından engellenmiş, alınan kan örneklerine polis tarafından el konulmuştu. TTB ve diğer kurumların girişimlerine rağmen el konulan kanlar verilmeyince yeni gönüllülerden kanlar alınarak bunlarda siyanür olup olmadığını tespiti için Ankara’ya gönderilmişti. Ankara Düzen Laboratuarında yapılan kan tahlilleri sonrasında kanlarda yüksek oranda siyanür tespit edilerek zehirlenmelerin siyanürden kaynaklandığı kuşkusu kanıtlandı.

Bu verilere rağmen Eşme ile ilgisi olmayan köylerde bile görülen zehirlenmeleri “Eşme şebeke suyuna kanalizasyon karışması” ile açıklamaya çalışan devlet kurumları ve madenci şirket, siyanür zehirlenmesi iddialarına başından itibaren karşı çıktı. Bu arada Eşme’de İzmir’den giden heyetin aldığı el konulan ve Ankara Hıfzısıhha’ya gönderilen kanlarda siyanür zehirlenmesi iddialarına rağmen “arsenik” tahlili yaptırıldığı ortaya çıkmıştı.

Uşak İl Sağlık Müdürlüğü gelen tepkiler sonrasında zehirlenmelerin üzerinden yaklaşık 20 gün geçtikten sonra aynı kanlarda bu sefer de siyanür analizi yaptırarak kanda siyanür olmadığı yönünde yeni bir açıklama yapmak durumunda kalmıştı. Ege Üniversitesi Halk Sağlığı Ana bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr Ali Asman Karababa, insan vücudundaki arsenik oranının ölçümü işleminin kanda değil saç ve tırnaklardan alınan örneklerde yapılabileceğini, siyanürün yarılanma süresi nedeniyle birkaç gün içerisinde vücutta yok olduğunun bilinmesine rağmen 17 gün sonra kanlarda siyanür aranmasının olayı geçiştirme çabasını bir ürünü olduğunu söylemişti.

ÜSTÜNÜ ÖRTMEK İSTİYORLAR

Zehirlenmelerin siyanürden kaynaklandığının kan analizleri ile ortaya konulmasının ardından zehirlenenler tarafından madenci şirket aleyhine açılan davada yerel mahkeme, su ve topraklarda inceleme yapan bilirkişi heyetinin raporlarını yeterli bularak (Bilirkişi sularda ve toprakta siyanür bulamamıştı!) davayı reddetmiş, davacılar dosyayı Yargıtaya götürmüşlerdi. Yargıtayın dosyayı bozmasının ardından önceki gün yerel mahkemeye yeniden gelen dosya yerel mahkemenin bozma kararına uyması üzerine yeniden açılmış oldu. Eşme Asliye Hukuk Mahkemesi Yargıtayın bozma gerekçeleri arasında sıralanan üniversitelerin toksikoloji, patoloji, biyokimya, farmakoloji bilim dallarında görevli öğretim üyelerinden bir bilirkişi heyeti oluşturulmasına karar verirken, şirket avukatlarının bilirkişi heyetinde çevre ve maden mühendisinin de olması istemlerini reddetti. İzmir’den gelen EGEÇEP’lilerin ve Eşmelilerin yanı sıra İnay köylülerinin de izlediği duruşma 4 Ocak 2011 tarihine ertelendi.

Adliye önünde konuyla ilgili yapılan basın açıklamasında davayı yürüten Avukat Arif Ali Cangı, yerel mahkemenin Yargıtayın bozma kararına uymasının son derece olumlu olduğunu söyledi. İnay Vicdan Harekatı adına konuşan Muammer Sakaryalı ise 2006 yılı haziranında yaşanan zehirlenmelerin üstünün örtülmek istendiğini belirterek, mahkemenin bu kararı ile bu plana engel olduğunu söyledi. Olaydaki kuşkuların, soru işaretlerinin çokluğuna dikkat çeken Sakaryalı, “Eşme halkının yine zehirlenir miyiz kuşkularını kim kaldıracak. Bu zehirlenmelerin peşini bırakmayacağız” diye konuştu.
(Eşme/EVRENSEL)

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=75206

Hasankeyf’le Dayanisma Kampina Katilin! Call for Participation to the Hasankeyf Solidarity Camp!

Initiative to Keep Hasankeyf Alive
Batman/Turkey

01.09.2010

Call for Participation to the Hasankeyf Solidarity Camp!

We, the Initiative to Keep Hasankeyf Alive, call on all concerned individuals and organizations to participatie in and support our planned ‘Hasankeyf Solidarity Camp’ which will take place on 11-17 October 2010 in Hasankeyf in the Tigris Valley, which is threatened by the construction of Turkey’s destructive Ilisu Dam Project.

The Ilisu Dam project will submerge the magnificent cultural and natural richness of the ancient city of Hasankeyf and severely impact the Tigris Valley downstream. Some 75.000 thousand will be evicted to make way for the project. Construction work has been going on since the spring of 2010 in the village nearest to the dam and in a resettlement site at “New Hasankeyf”. In spite of protests by the affected local peoples and widespread criticism from people and organizations both in Turkey and internationally, this destructive project is still being carried out!

The Turkish authorities initially sought – and obtained – finance for the dam from international financial institutions. However, as a result of both the strong protests against the project, and the failure of the Turkish authorities to abide by agreed international standards for such projects, European companies, banks and governments declared that they would withdraw their financial and participation support in July 2009. In the following months, Turkey failed to obtain finance for the Ilisu project – one of the most controversial and contesteddam projects currently planned internationally – from the Chinese government or from the companies involved in the project. Despite this, three Turkish banks (Akbank, Garantibank and Halkbank) agreed to fund the dam, whose construction has now become a matter of prestige for the current Turkish government, in January-February 2010. Four Turkish companies and Austria’s Andritz remain in the project. Beyond that another critical development is the measure taken after a rock fall on July 13th, 2010 in the old bazaar of Hasankeyf whereby a person died: The ancient city of Hasankeyf is completely closed to any visits which is the first step of “unmanned Hasankeyf policy”, a pre stage for depopulation.

So our struggle against the Ilisu project, which will destroy the livelihoods of 75 thousand peopleand flood forever the 12.000 years-old cultural-natural heritage of Hasankeyf, a site which meets the nine out of ten UNESCO World Heritage criteria, and drastically alter the rich eco-system of the Tigris with its myriad species of flora and fauna, has entered to its final phase.

Other dams in Turkey have previously destroyed the towns and cultural sites of Samsat, Halfeti, Zeugma and Hallan Cemi – all for a tiny amount of electricity production. Now other similar destructive projects are being constructed in Hasankeyf, Allianoi, Munzur and the Black Sea Region. If we do not stand up against these projects, we will end up losing these treasures too.

Even though at first almost everyone considered our struggle unrealistic, our campaign, based on “protection against destruction”, “living in harmony with nature against being separated from it”, “local development against migration”, “production against consumption”, and “solidarity against individualism”, has managed to halt the Ilisu Dam project twice. Despite the fact that the construction works has once more restarted, we call, with the faith of having the power to cancel this project, everyone from the Black Sea to the Mediterranean, from the Aegean to Mesopotamia and concerned people all over the world to participate in the October camp and build solidarity with our struggle.

Local communities, cultures and natural resources should not be destroyed for the economic benefits of vested interest groups! The conservation of Hasankeyf and the Tigris Valley – which have become very important symbols in our country against the destruction caused by Turkey’s current dam-building policy – should be seen as our common mission…

Let us carry Hasankeyf to the future, instead of to its planned resettlement area!

Therefore, for the purpose of building solidarity with Hasankeyf, we will organize a solidarity camp in Hasankeyf on the Tigris River on 11-17 October 2010. We invite you to participate to this camp to get your support and reflections for our struggle.

If you are interested, please contact:
Initiative to Keep Hasankeyf Alive
Tel: 0090-488-212 5053
e-mail: hasankeyfgirisimi@gmail.com
www.hasankeyfgirisimi.com

Hasankeyf’i Yasatma Girisimi – Batman

Cagri Metni
01.09.2010

Hasankeyf’le Dayanisma Kampina Katilim Çagrisi!!!

11-17 Ekim 2010 tarihleri arasinda doga, kültür ve sosyal hayat üzerinde yikima neden olacak olan Ilisu Baraji Projesine karsi, tüm duyarli kisi ve kurumlari Hasankeyf’te yapilacak “Hasankeyf’le Dayanisma Kampi”na katilim saglamaya çagiriyoruz!

Hasankeyf ve Dicle Vadisi’ni kültürel ve dogal zenginlikleriyle sulara gömmeyi öngören Ilisu Baraj projesi insaat çalismalari 2010’un ilkbaharindan itibaren devam ettirilmektedir. Hem baraj insaatinin kuruldugu Ilisu köyünde hem de “Yeni Hasankeyf” yerlesim yerinin planlandigi alanda insaat çalismalari yürütülmektedir. Yani projeden dogrudan etkilenecek yerel halkin tepkisi ve konuya duyarli tüm kesimlerin karsi çikmalarina ragmen, bu yikim projesi hayata geçirilmek istenmektedir!

Bilindigi üzere devlet yetkilileri daha önce yabanci sirketlerle konsorsiyum kurarak baraji insa etmek istemislerdi. Ancak gerek projeye karsi gelisen yogun tepki, gerekse böylesi projelerde geçerli uluslar arasi kriterlerin yerine getirilmemesi neticesinde, Temmuz 2009’da Avrupali sirket, banka ve hükümetlerce kararlastirilan katilim ve finansal destek geri çekilmisti. Sonraki aylarda, uluslararasi düzeyde çokça tartisilan, sakincali baraj projelerinden biri olmasindan dolayi görüsülen Çin Hükümeti ve sirketlerinden de umulan finansal destek alinamamistir. Buna ragmen Ilisu Projesi’ni bir nevi “namus meselesi” haline getiren hükümet, üç Türk bankasiyla (Akbank, Garantibank ve Halkbank) Ocak-subat 2010’da finans konusunda anlasmis ve insaat çalismalari 2010’un ilkbaharinda yine ayni konsorsiyumda geri kalan dört Türk sirketi ve Avusturyali Andritz sirketiyle devam etmistir. 13 Temmuz 2010 tarihinde eski çarsi kisminda düsen bir kaya parçasi da bahane edilerek Hasankeyf ören yeri ziyarete kapatilmis ve insansizlastirma politikasinin ilk adimi atilmistir.

Bu durumda 75 bin kadar insanin yasam kaynaklarini elinden alacak ve Dicle Vadisi’nde yer alan ve 12 bin yil öncesine dayanan muhtesem kültürel dokunun yani sira buradaki zengin eko-sistemi de yok edecek olan bu baraj projesine karsi mücadelemiz son asamaya girmistir.

Birkaç kilovat Enerji ugruna önce Samsat, sonra Halfeti, Zeugma ve Çemê Xalan yok edildi. simdi ise Hasankeyf, Allianoi, Munzur ve Karadeniz’de ayni kiyim projeleri hayata geçirilmek isteniyor. Karsi çikmazsak, onlari da kaybederiz.

Yok etmeye karsi korumayi, yasamdan koparilisa karsi dogayla uyumlu yasamayi, göç etmeye karsi yerinde kalkinmayi, tüketime karsi üretimi, bireycillige karsi dayanismayi temel aldigimiz mücadelemiz boyunca, çogunlugun ihtimal bile vermedigi biçimde Ilisu baraj projesi geçmis süreçte iki defa durdurulmustur. Bu barajin insaati yeniden baslamis olsa da, projeyi iptal ettirecegimize dair tasidigimiz inançla Karadeniz’den Akdeniz’e, Ege’den Mezopotamya’ya; ülkemizin ve dünyanin dört bir yaninda içinde doga ve insan sevgisi tasiyan herkesi dayanismaya çagiriyoruz!

Yerel toplum, kültür ve dogal kaynaklarimiz, belli çevrelerin ekonomik çikarlari için harcanmamalidir!
Bu yok edilis politikasina karsi ülkemizde çok önemli bir simge haline gelen Hasankeyf ve içinde bulundugu Dicle Vadisi’ni korumak hepimizin ortak görevi olmalidir…

Hasankeyf’i yerinden degil, yarinlara tasiyalim!

Bu nedenlerle Hasankeyf’le dayanisma amaciyla Hasankeyf’te, Dicle Nehri kiyisinda 11 Ekim 2010’de bir dayanisma ve destek kampi düzenleme karari almis bulunmaktayiz. Mücadeleye iliskin desteginizi ve bununla ilgili görüslerinizi dinlemek üzere, sizleri coskunuzla bu kampa katilmaya davet ediyoruz.
Kampa katilmak isteyenler bizimle iletisime geçmeleri gerekmektedir:

Hasankeyf’i Yasatma Girisimi
Tel/Faks: 0488-212 5053
e-mail: hasankeyfgirisimi@gmail.com
www.hasankeyfgirisimi.com

Veysel Eroğlu’na tepki yağıyor: BU BİR KATLİAM!

 

AYIPTIR BAKAN BEY!

Bergama yakınlarında bulunan Allianoi Antik Kenti’nin Yortanlı Barajı suları altında kalmasını önlemeye yönelik dönük mücadele devam ediyor. Dün yapılan eylemde konuşan, 9 yıl boyunca kazı heyetinde bulunan Yrd. Doç. Dr. Ahmet Yaraş, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’na tepki göstererek, “Esas sorumlu geldi, burada. Bu kazıyı başından sonuna kadar yapan kişi benim. Burası Dünya Uygarlık Mirası Listesi’ne girebilecek nitelikte bir yer. Sayın Bakan başka bir örneğini bulursa ben bu meslekten ayrılırım, bu kadar net söylüyorum” dedi.

KAFANIZI KUMA GÖMMEYİN

Antik kentin kumla kapatılmasıyla ilgili çalışmalar başladı. Bunun yasa dışı olduğunu ve kumla örtmenin antik kenti korumayacağını söyleyen başta Allianoi kazısını gerçekleştiren Yrd. Doç. Dr. Ahmet Yaraş olmak üzere birçok örgüt ve çevre derneği yapılan işleme karşı çıkıyor.

Dün kazı alanı önünde kendilerini zincirleyen çevreciler Allianoi’nin kurtarılmasını istediler. Bakanlığın suç işlediğinin hatırlatıldığı eylemde konuşan kazı heyetinin başkanı Yrd. Doç. Dr Ahmet Yaraş “üç yıldır alana girmem yasak, 2006’dan bu yana da kazı izni verilmiyor” dedi.  

Yaraş, “Sayın Bakan ‘İşin esas sorumluları konuşsun, sanatçılar konuşmasın’ demiş, esas sorumlu geldi, burada. Bu kazıyı başından sonuna kadar yapan kişi benim. Burası Dünya Uygarlık Mirası Listesi’ne girebilecek nitelikte bir yer. Sayın Bakan başka bir örneğini bulursa ben bu meslekten ayrılırım, bu kadar net söylüyorum” dedi. 

ALMAN YAYINLARINA BAKIN 

Allianoi üzerine yazılan 60 eser bulunduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Yaraş, Allianoi diye bir antik kent olmadığını söyleyen Bakan Eroğlu’na, Almanlar’ın ünlü Epigraf’ı Prof. Dr. Helmut Müller’in yayınlarını taramasını önerdi. Yrd.Doç.Dr. Ahmet Yaraş, şunları söyledi: “İstanbuler Mitteilungen adlı süreli yayında buradan bahsediliyor. Bunu ben söylemiyorum Almanlar söylüyor. Buranın Alilanoi olduğunu bütün delilleriyle ortaya koyuyor. Bunun üzerine artık buranın Allianoi olmadığını söylemesi abesle iştigal. Diyelim ki Allianoi değil, ‘Mallianoi’, bu kadar kültür varlığını nasıl yok edeceksiniz. İsmi değişik olsa bile burayı katletmek zorunda mısınız? Biz bir çözüm yolu bulunsun istiyoruz. Bunu 10 yıldan beri söylüyorum. Sonuçta burası bütün dünyanın gözünün önünde olan bir yer. Bu şeklide ben yaptım olduğu mantığı ile çözülmez. Bundan önceki iktidarlar da aynı şeyi yaptı. Sadece bu iktidar değil. Çözüm diyalog ile olsun bir çözüm yolu bulunması için insanlarla konuşulsun ama ‘ben yaparım üstünü de kumla ya da mille örterim’ diye hukuka arkadan dolanarak yapılmış olan şeyler gerçekten insanlıkla bağdaşmayan bir şeydir. Net olarak söyleyeyim.” 

KABULÜ MÜMKÜN OLMAYAN BİR SOYTARILIK! 

“Burayla ilgilenmesi gereken kültür bakanlığının hiçbir ses çıkarmaması ve antik kentin kaderini DSİ gibi ilgilisiz bir kurumun belirlemesi dünyanın başka hiçbir yerinde görülmemiştir” diyen Yaraş, Allianoi’nin kumla örtülerek korunacağı yaklaşımının kabulü mümkün olmayan bir soytarılık olduğunu söyledi. 

Jandarmanın yoğun güvenlik önlemi aldığı basın açıklaması sırasında konuşan Allianoi Girişim Grubu Sözcüsü İffet Diler ise, “bir eylül dünya barış günüde burada olmamızın nedenlerinden biri, doğayla, taşla, toprakla, tarihle, kültürle sorunları bulunanları yüzleşmeye çağırmaktır” dedi. Allianoi’nin ülkemiz, yöre ve dünya için önemini anlamamak gibi bir lüksümüzün olmadığını söyleyen Diler, “çünkü alliano dünyanın kültür mirası listesine girecek özelliklere sahiptir. Çünkü barış aslında geçmişle yüzleşmektir. Kimlikleri yok edilen insanlar yeryüzünden silinmeye mahkumdurlar” diye konuştu.
Basın açıklamasının ardından Doğa-Der Başkanı Güven Eken, Şehir Plancıları Odası İzmir şube eski başkanı Tuncay Karaçorlu ve EFESÇED ile Doğa-Der üyelerinden bir grup kazı alanına girerek kendilerini sütunlara zincirlediler. 

KAZI ALANINA GİRİLDİ 

Bergama müze müdürlüğüyle yapılan görüşmelerin ardından basın mensuplarının ve kazı heyeti başkanı Ahmet Yaraş’ın Allianoi’ye girerek yapılan çalışmalarla ilgili gözlemde bulunmalarına izin verildi.  

BU BİR KATLİAM 


 SANATÇININ iŞi BU ZATEN 

Ezel Akay (Yönetmen): Bakan Eroğlu yanılıyor. Bizlerin işi bu zaten. Sanatçılar izlenimlerini müzik olarak, fotoğraf olarak, öykü olarak, resim olarak kayda geçiren, onları insanlarla paylaşan bir topluluk. Fatih Akın Karadaniz’de aynı şeyi yaptı. Sus lan denir mi ona. Gördükleriyle ilgili fikir beyan etmek sanatçının asli işidir ve sanat bunun için yapılıyor. Aslında sanatçı olmaya da gerek yok. Herkes gördükleriyle ilgili fikir beyan etmelidir. Veysel Eroğlu’nun bakanlık süresi dolunca oradan gidecek ama bizler, her zaman bu gibi şeylerle ilgilenmeyi, tepkimizi ortaya koymayı sürdüreceğiz. Bakan konjektürel olarak bu işin dallanıp budaklanmasını istemediğinden bu şekilde konuşuyor. Orda başka bir düzen kurulmuş. Halka danışmıyorlar ve bir karar veriyorlar. Zaten oradaki en büyük eksiklik o bölgede yaşayan insanlara sorulmaması. Böyle böyle demokrasiyi öğreniyoruz. Demokrasiyi bu şekilde pratikte öğreniyoruz. 

Salih Kalyon (Oyuncu): Sanatçı yurdunun sorunlarıyla en direkt ilgilenmek zorunda olan kişidir. Bir kişi eğer kendisine sanatçıyım diyorsa halkına gördüğü gerçekleri ulaştırmak zorundadır. Politikayla da tabii ki ilgilenir. Aydın olan insan toplumun bir adım önünde gitmek zorundadır, toplumu aydınlatmak zorundadır. Bakanın bu şekilde konuşmasını ben gayet iyi anlıyorum. Kendisinin ve içinde bulunduğu partinin zihniyeti insanları köleleştirmek, ahmaklaştırmak ve ümmetleştirmek üzerine kurulu. Toplumu bu şekilde yönetmek daha kolay. Yalanla dolanla din ticareti yaparak ahlaksızca insanları köleleştirip, ümmetleştirmeye çalışıyorlar. Tüm bu nedenlerden ötürü ben de bu yalana ve talana “hayır” diyen sanatçıların içindeyim. 

Sırrı Süreyya Önder (Yönetmen): Böyle bir yaklaşım, tek kelimeyle saçmalık. Nerede talan, yağma varsa egemenler bu gibi argümanları kullanıyorlar. Ancak kendi alanlarına girmedikleri sürece sanatçıları dikkate alıyorlar. Ne demek “sanatçı işine baksın.” Sanatçının işi bu zaten, topluma öncülük etmek, yaşananlar karşısında duyarlı olmaktır. 

Nedim Saban (Oyuncu): Sanatçılar sosyal sorumluluk projeleri için varlar. Kaldı ki AKP de bunu istiyor zaten. Referandum ile ilgili tarafınızı belli edin, ne biçim sanatçısınız diyerek sanatçılara evet mi, hayır mı diye soran AKP’nin kendisidir. Aynı şekilde kürt açılımı konusunda da Başbakan sanatçılardan açılıma destek istemiştir. Dolayısıyla Bakan Eroğlu’nun sözleri büyük bir gaftır. İşlerine gelmeyeni susturmaya çalışan bu zihniyetin demokrasiyle alakası yoktur. AKP’nin demokrasi anlayışı yalnızca kendi duymak istediklerinden ibarettir. Bunu insan haklarında da Kürt sorununda da görmemiz mümkün.
 


 KÜLTÜR BAKANLIĞI ÇEVRE BAKANI’NI YALANLIYOR 

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun “Yok böyle bir yer” dediği Allianoi, Kültür Bakanlığı’nın sitesinde yer alıyor ve Türkiye için çok önemli bir değer olduğunun altı çiziliyor. 

Kültür Bakanlığı’nın sitesinde yer alan bilgilerle Allianoi’de 1998 yılından bu yana yapılan kurtarma kazı çalışmaları sonucunda çok sayıda eserin ortaya çıkarıldığı belirtiliyor. Sitede, “Allianoi, büyük olasılıkla İ.Ö. II. yüzyılda kurulmuş, ancak İ.S. II. yüzyılda Hadrian Dönemi’nde büyük bir bayındırlık hareketi yaşamış ve hidroterapinin uygulandığı büyük bir kültür merkezi görünümü kazanmıştır. Bizans döneminde kısmen yerleşime sahne olan merkez, Batı Anadolu’da sıcak su kaynağının üzerinde kurulmuş, en büyük ve en iyi korunmuş komplekslerden biridir” deniliyor. 


 BAKAN NE DEMiŞTi? 

ÇEVRE ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Allianoi’nin baraj suları altında kalmasına tepki gösteren Tarkan’a “Herkes bilmediği bir konuya burnunu sokarsa çok yanlış olur” dedi ve Allianoi diye bir yer olmadığını iddia etti. İşte bakanın tarihi(!) sözleri: 

“Sanatçı arkadaş sanatıyla ilgilensin, herkesin bir ihtisası vardır. Herkes bilmediği bir konuya burnunu sokarsa çok yanlış olur. Ben şimdi kalkıp da onun sanatıyla alakalı bir şey söylesem ne derece yanlış olursa, onun da bir baraj ya da tarihi eserin korunmasıyla ilgili söyleyeceği şey fevkalade yanlıştır. Bunlar doğru değil. Dünyanın hiçbir yerinde de yoktur. Bilim adamları karar verir ne yapılacağına, ona göre yapılır. Yortanlı polemik mevzu oldu. Buna ilk defa orada kazı yapan kişiler sebep oldu. Kazılara devam etmek istediler. Yıllarca DSİ’den yüklü miktarda kazı paraları aldılar. Yaklaşık 4.5-5 milyon lira kazılar için para ödedik. Ayrıca ayni yardımlarla destekte bulunduk. Bugünün parasıyla 7 milyon lira kazı ve çıkartılan eserlerin Bergama Müzesine taşınması için masraf yaptık. Bunu tamamen Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Bergama Müze Müdürlüğünün denetimi altında yaptık 

Orası Allianoi değil. Allianoi diye bir yer o kişinin uydurduğu bir kelimedir. Bunu ben ispat ettim. Bunu çok net söylüyorum. Bununla ilgili TRT’yi yanıltmışlar, bir tarihte belgesel diye hazırlamışlar. Belgesel olduğuna göre belgesini gönderin dedim. Böyle bir tarihi kayıt gösteremediler. Genel müdürken TRT’ye sert bir yazı yazdım. Neticede kendim baktım. Orada Paşa Ilıcası adıyla bilinen Türkiye’nin her tarafında olan bir ılıca, kaplıca var. Geçmiş dönemde eski bir valimizin zamanında restore edilmiş. Beton duvarlar var. Mermerler konmuş. Sadece Peri Kızı adı verilen bir eser çıktı, Bergama Müzesi’ne kondu. Her tarafta olan mozaikler var. Çatı uydurma bir malzemeyle yapılmış. Çıkan bir tek sütun var, Peri Kızı var. Sütunlar korunacak. Üniversitelere bilim adamlarına sorduk. Onların istediği şekilde koruyacak tedbirler alıyoruz, örtüyoruz. İstenildiği zaman, gelecekte tekrar açılır kullanılır. Tarihi eserlere bir şey yaptığımız yok. Oraya biz 60 milyon lira para harcadık. Bir takım cahil insanlar yüzünden, bazı art niyetli kişiler yüzünden orada su tutulamadı çiftçiler mağdur oldu. İki senedir bekliyor. Artık tahammülümüz yoktur.” 


 FOTOĞRAFLARDA KALMASIN 

DOĞANIN korunmasına destek veren sanatçı Tarkan, Yortanlı Barajı’yla yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Allianoi’de çektiği fotoğrafları Facebook sayfasından yayınlamıştı. Tarkan, resmi Facebook sayfasından yaptığı açıklamada şunları söylemişti: 

“Doğa Derneği ile birlikte gittiğimiz gezilerimizin ilk durağı olan Allianoi’yi ilk gördüğümde çok heyecanlandım ve etkilendim. Hatta “Uyan” adlı şarkımı yazmama ilham kaynağı olan yer Allianoi’dir.
Allianoi’nin tarihin günümüze kadar ulaşmış dünyada sayılı olan en güzel şifa kaynaklarından biri olduğunu fark ettim ve buranın korunarak, bütün Dünyaya tanıtılması gerektiğine inandım.
Ama ne yazık ki bugün Allianoi’nin kumla kaplanması ve baraj suları altında bırakılması için çalışmaların başlatıldığını öğrendim. Allianoi’nin korunması gerektiğine dair alınan hukuk kararının uygulanmıyor olmasına çok üzüldüm.

Arşivimdeki Allianoi fotoğraflarını sizlerle bu nedenle paylaşmak istedim.
Allianoi sadece bu fotoğraflarda kalmasın. Allianoi Yok Olmasın!”

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=74515

%d blogcu bunu beğendi: