Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği “Koruma” Kanunu Tasarısı Ne Getiriyor, Ne Götürecek? Arif Ali CANGI

http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tasari_teklif_sd.onerge_bilgileri?kanunlar_sira_no=87082

Esas Numarası:  1/964

Başkanlığa Geliş Tarihi:  25/10/2010

Tasarının Başlığı:  Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı

Tasarının Özeti:  Tasarı ile ülkemizin kara, kıyı, sucul ve deniz alanlarındaki ulusal ve uluslararası öneme sahip tabii değerlerin ve biyolojik çeşitliliğin korunması ve korunan alanların statülerinin net ve anlaşılır bir şekilde yeniden belirlenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca tabiatın ve biyolojik çeşitliliğin korunmasını sağlamak amacıyla Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Kurulunun ve mahalli biyolojik çeşitlilik kurullarının oluşturulması ile Çevre ve Orman Bakanlığına yönlendirici bilimsel destek sağlamak amacıyla Tabiatı Koruma Bilim Heyetinin kurulması öngörülmektedir.

Tasarının Son Durumu:  KOMİSYONDA

 


Kimin için ne amaçla?

Yasanın neden çıkarıldığı, kimin yararına çıkartıldığı, yani amacının ne olduğunu en iyi anlatan 1. maddedeki “koruma kullanma dengesi gözetilerek sürdürülebilirliği”, 2.maddesinde ifade edilen ” sürdürülebilir kullanımının sağlanması” ifadeleridir.

Yasanın pek çok yerinde geçen bu sözcükler neyi ifade etmektedir. Öncelikli olan doğal varlıkları korumak mıdır, yoksa kullanmak mı? Korumanın amacı da kullanmanın yararlanmanın sürekliliğini sağlamak mıdır? Bu soruların yanıtı, tasarının bütününden çıkartılabileceği gibi tasarıyı getiren siyasi iktidarın tercih ettiği ekonomik ve ekolojik politikalarla da doğrudan ilgilidir. Sürdürebilirlik; gelişme, kalkınma ve yatırımların devamının bu gün ve gelecek kuşaklarının da sürdürebileceği bir biçimde devam etmesini sağlamak için ortaya konan bir kavramdır. Tasarının bu düzenlemesi ile “koruma kullanma dengesi” gözetilerek ülkenin kara, kıyı, sucul ve deniz alanlarındaki ulusal ve uluslararası öneme sahip tabii değerler üzerinde ekonomik faaliyetler yapılacak, korunan alanlar(Milli Park-Doğal Sit-Özel Çevre Koruma Bölgeleri vb.) yatırımlara açılacaktır.

Şimdiye kadar “sürdürülebilir kalkınma” yaşam alanlarının kirletilmesinin, yaşam kaynaklarının talan edilmesinin kılıfı olarak kullanılmıştır. Şimdi bu yasa tasarısındaki “koruma kullanma dengesi gözetilerek sürdürülebilirliği” ifadesi kılıf olacaktır.

Yani; yasanın çıkarılış amacı tabiat, biyolojik çeşitlilik ve peyzajın kullanımını sağlamaktır, koruma kullanımı sürekli hale getirmek içindir.

Tasarının 4.maddesindeki ilkeler arasındaki “sektörel ve bölgesel ekonomik ve sosyal kalkınma plan, program ve faaliyetlerinde tabiat ve biyolojik çeşitliliğin korunması hususları göz önüne alınır” ilkesi de yasanın amacının koruma olmadığını, doğal ortamların ekonomiye açılmasının hedeflendiğini göstermektedir.

Hükümet güdümündeki kurullar;

Tasarı ile (6.madde) Tabiat Varlıklarının tespiti, tescili görev ve yetkileri Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları’ndan alınıp Hükümetin iradesinden çıkamayacak yeni kurullara devrediliyor.

Kararları verecek olan Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Kurulu(UBÇK) Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı ya da müsteşar yardımcısının başkanlığında, 20 üyesinin 14’si Genel Müdür, Başkan gibi bürokratlardan oluşuyor. Kurulun bürokrat olmayan 4 akademisyenin nasıl seçileceği yasada belli değil, 2 STK temsilcisi üyeleri doğrudan Bakanlık tarafından belirleniyor.

Kurulun bürokrat üyeleri; Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü, Çevre Yönetimi Genel Müdürü, Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürü, Orman Genel Müdürü, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanı, Devlet Su İşleri Genel Müdürü, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürü, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürü, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürü, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürü, Enerji İşleri Genel Müdürü, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürü veya bunların görevlendireceği yardımcıları.

Böylesine hükümete bağlı bir kuruldan bilimsellik ve objektiflik beklemek saflık olacaktır.

Kurulun oluşturulması ve çalışma usul ve esaslarının yönetmelikle belirleneceği ayrıca belirlenmiş, bu da Kurulun Hükümetin Kurulu olacağını göstermektedir.

UBÇK üyeleri arasında DSİ ve Maden İşleri Genel Md. Enerji İşleri Genel Müdürü’nün de yer alacak olması, kuruldan doğrudan yatırımcıların çıkarı doğrultusunda kararlar çıkacağının habercisidir.

Ayrıca yasanın kapsamına giren konularda UBÇK’ya gerekli mahalli çalışmaları yapmak ve uzun devreli gelişme planının hazırlanmasına ve uygulanmasına katkıda bulunmak üzere mahalli biyolojik çeşitlilik kurullarının oluşturulması öngörülüyor. Mahalli Biyolojik Çeşitlilik Kurulları da valinin kontrolü altında olacak şekilde düzenlenmiştir. UBÇK’nun yarattığı riskleri yerellerde yaratacaktır.

Bakanlığın Kontrolünde Bilim Heyeti;

Bakanlığın tabiatı koruma politikasını oluşturmak ve stratejik planlarında önerilen hedeflere ulaşmasına yardımcı olmak üzere, yapılacak bilimsel çalışmaları belirlemek, yönlendirmek ve izlemek amacıyla ve Bakanlığın koordinatörlüğünde danışma organı niteliğinde Tabiatı Koruma Bilim Heyeti oluşturuluyor. Bilim Heyeti; orman, biyoloji, ekoloji, ziraat, veterinerlik, su ürünleri veya balıkçılık, hidroloji, peyzaj mimarlığı ve jeomorfoloji ile ilgili konularda en az doktora derecesine sahip biyolojik çeşitlilik uzman listesinden seçilen altı üye ile Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu temsilcisi olmak üzere yedi kişiden oluşacak.

Bakanlığın koordinatörlüğünde (denetiminde) oluşturulan kurulun özerkliğinden söz edilemez.

Hükümetin istediğe alanlar korunacak;

Tasarının 9.maddesinde korunan alan statüleri adlandırılmış ve tanımlanmıştır. Bir alanın korunan alan niteliğine sahip olup olmadığını önce Çevre ve Orman Bakanlığı inceleyecek, korunan alan niteliği taşıdığına karar verilen alanlardan orman rejimine tabi olanlar Çevre ve Orman Bakanlığınca, diğer alanlar ise Bakanlar Kurulu tarafından korunan alan olarak belirlenecek.

Uzun devreli gelişme planları da dâhil olmak üzere korunan alanlara ait her tür ve ölçekteki planları yapma yetkisini bakanlığa veren tasarı, bu alanlarda sit alanı bulunması halinde ilgili Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’ndan sadece sit alanlarıyla sınırlı kalmak kaydıyla görüş alınacağını kuralını getiriyor.

Korunan alanların planlama çalışmalarında kimler olduğu belirsiz ‘ilgili tarafların’ katılımının sağlanacağı ve görüşlerinin alınacağı ayrıca düzenlenmiştir.

Bu madde de UBÇK’na bile gerek kalmadan, bir alanın korunan alan olarak belirlenmesi yetkisi doğrudan Bakanlık ya da Bakanlar Kuruluna tanınmıştır. Bu alanlarla ilgili tüm planların Bakanlıkça yaptırılması, yerel koruma gereksinimlerinin göz ardı edilmesi ve halkın katılımının sınırlandırılması sonucunu doğuracaktır.

Planlama çalışmalarına katılacak ilgili tarafların kim olduğu belli değildir? Böylesine muğlâklıklar yasa yapma tekniğine de aykırıdır. Diğer yandan çıkarılacak yönetmeliklerle yatırımcı temsilcileri de pekâlâ taraf olarak kabul edilebilecektir.

Korunan Alanlar Özel Şirketlere Emanet;

Tasarının 12. maddesinde devletin hüküm ve tasarrufu altındaki korunması gereken yerlerin bakanlığa tahsisi öngörülmektedir. Benzer bir düzenlemeyle Milli Emlak’ten tahsis edilen taşınmazların turizmi teşvik gerekçesiyle turizm yatırımcılarına tahsis edilmesi deneyimini yaşadık. Bu şekilde turizm alanları kamuya kapatılmış, kamu yararı değil, şirket çıkarları korunmuştur.

Tasarının 13.maddesi, Bakanlığa korunan alanların kontrol ve korunmasını gerekli görülen hallerde özel güvenlik görevlileri marifetiyle yaptırma yetkisi tanıyor. Özelleştirme ve piyasalaştırma politikalarının uygulanması karşısında, yasanın bu düzenlemesine dayanılarak korunan alanların tamamının kontrol ve denetimi özel şirketlere geçecektir. Bu şekilde bakanlığa tahsis edilen yerler, koruma adı altında özel şirketlerin at oynattığı alanlar haline gelebilecektir.

Hükümet politikalarına, tercihlerine göre koruma(ma)

Tasarının “Korunan alanlarda verilecek izinler, tesis edilecek intifa ve irtifak hakları” 15.maddesi, en riskli maddelerden birisini oluşturuyor.

Koruma altına alınan “mutlak koruma bölgelerinde hiçbir kullanıma izin verilemez, intifa ve irtifak hakkı tesis edilemez” tümcesi, ‘ancak’ ile devam ediyor, “bu alanlarda ülke düzeyinde, üstün kamu yararı ve stratejik kullanımı gerektiren kullanma izni, intifa ve irtifak hakkı Bakanlar Kurulu kararı ile verilebilir” ile tamamlanıyor. Yani korunacak alanların nereler olduğu, ne derece korunacağına Çevre Bakanlığı ve Bakanlar Kurulu karar verecek.

Tasarı ile üstün kamu yararını tespit etme yetkisi Bakanlar Kurulu’na bırakılıyor. Şimdiye kadar, bir işlemin amaç öğesi bakımından “kamu yararına” mı, yoksa kişisel bir koruma veya zarar verme amacına mı yönelik olarak yapıldığını idari yargı araştırır ve salt siyasi bir amaç veya kişisel bir amaç güdülmüş olduğu kanaatine varırsa işlemin iptaline karar verirdi, birden fazla kamu yararının olması durumunda da hangisine üstünlük verileceği yargı tarafından değerlendirilirdi, yasa tasarısı ile üstün kamu yararı kararını verme yetkisi Bakanlar Kurulu’na bırakılıyor. Bu düzenleme tabiatın korunmasını siyasi iktidarın istek ve iradesine bırakmakta, aynı zamanda İdari yargının amaç yönünden hukuksal denetimi sınırlandırıcı sonuçlar doğuracak niteliktedir.

Efemçukuru altın madeni için şirket yararına Efemçukuru Köylüleri’nin organik üzüm bağlarının Bakanlar Kurulu tarafından acele kamulaştırıldığı örneği unutulmamalıdır.

Tasarı ile hiçbir kullanıma izin verilmemesi gereken mutlak koruma alanları, Bakanlık tarafından 49 yıllığına peşkeş çekilebilecektir.

Korunan yabani bitki ve hayvan türleri piyasaya teslim ediliyor;

Tasarının 16.maddesinde de korunması gereken yabani bitki ve hayvan türleri ile yaşama ortamlarını tahrip eden faaliyetlere izin verilemeyeceği, ancak, üstün kamu yararı bulunması halinde tahrip unsurlarını en aza indirecek tedbirlerin alınması şartıyla Bakanlıkça bu alanların kullanımına izin verilebileceği düzenlenmiştir.

Yani bakanlık üstün kamu yararı gördüğü hallerde, korunması gereken yabani bitki ve hayvan türlerinin yaşama ortamlarını tahrip edici faaliyetlere açabilecek.

Tasarının 17.maddesinde, korunan alanlarda endüstriyel kullanıma konu edilecek yabani bitki ve hayvan türlerinin tabii ortamlarından toplanması, kullanılması yetkisi bakanlığa bırakılıyor. Bu düzenleme ile özel koruma bitki ve hayvan türleri ve bunların yaşama alanları endüstriye açılması hedefleniyor.

Bakanlığın izni ile yabani bitki türleri yok edilebilecek;

Tasarının 25.maddesinde, koruma altındaki yabani bitki türlerinin veya parçalarının, kesilmesi, toplanması, köklerinin açığa çıkartılması, sökülmesi, kazılması, zarar verilmesi, tahribi, kısımlarının ve morfolojik yapılarının bozulması, yaşama alanlarının tahrip edilmesi, sahiplenilmesi, bulundurulması ve işlenmesi, satılması, satın alınması, satış için saklanması veya taşınması eylemlerinin bakanlığın izni olmadan yapılamayacağı kuralı getirilmiştir. Çevre Bakanlığı’nın izni ile bu alanlarda pekala yasaklanan eylemler yapılabilecektir.

Korunması Gereken Alanlar İşletmeciliğe Açılıyor;

Gelirler başlıklı 28.maddede, faydalanma, işletme, giriş ücretleri, kira, kullanım izni bedelleri, alan kılavuzluğu hizmetleri, intifa ve irtifak haklarından doğan gelirler, her türlü yayın gelirleri ve benzeri gelirler, gelir kaynağı olarak belirlenmiştir.

Bu haliyle korunması gereken alanların işletmeye açılmasını kolaylaştırılmaktadır.

29.madde ile de köylere hizmet götürme birliklerine veya köylerde köy tüzelkişiliklerine kaynak aktarılacağı düzenlenmektedir. Bu şekilde dağıtılan sus paylarıyla yerellerdeki direncin kırılması amaçlanmaktadır.

“Kirleten öder”

İdari yaptırımlar başlıklı 30.madde ile bir takım para cezaları düzenlenmiştir. 31.maddeyle de koruma alanlarında ve korunan alanlarda tabiatı ve biyolojik çeşitliliği tahrip edenlerden zararların tazmini öngörülmektedir.

“Kirleten öder” yaklaşımının sonucunda gelinen nokta bellidir. Ödenecek cezaların kirletmeyi, bozmayı, yok etmeyi önlemeyeceği ortadadır.

Kirleten öder” yaklaşımı tek başına koruma sağlayamaz. Kirleten ya da kirletilmesine izin veren kamu kurumlarıysa ne olacak?

“İşletme yetkisi” devredilebilecek;

34.madde ile işletme yetkisi, talepte bulunmaları halinde il özel idarelerine, belediyelere, bu Kanunun amacına uygun faaliyetleri yürütmek üzere kurulan vakıf veya derneklere Bakan onayı ile devredilebilecek.

Yasanı düzenlemesinde geçen işletme yetkisi kavramı, korumacılık kavramı değil, ticari bir kavramdır. Bu da yasa yapıcıların asıl amacını göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Tabiat Varlıklarına ilişkin Koruma Kurullarının yetkisi alınıyor;

Tasarının amacına ulaşması için 36. ve 37.maddelerle yasalarda önemli değişikliklere gidiliyor.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun adı “Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu” olarak değiştiriliyor, dolayısıyla korunması gereken doğal varlıklara ilişkin Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları’nın yetkileri Çevre ve Orman Bakanlığı’na devrediliyor. Bundan böyle tabiat varlıklarına ilişkin kararlar, kısmen de olsa bilimselliği ve özerkliği olan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları’nın yerine bakanlığın güdümündeki UBÇK tarafından alınacak. Bu da ciddi zafiyetler yaratacaktır.

“koruma kullanma dengesi gözetilerek sürdürülebilirliği” ifadeleri bu yasayla birlikte neredeyse tüm koruma yasalarına da giriyor. “Sürdürülebilir Kalkınma” kavramının ne tür kirletmeler, yok etmelere yol açtığı deneyiminden yola çıkarsak, yasayla getirilen “koruma kullanma dengesi gözetilerek sürdürülebilirliği” kavramı da tehlikeli sonuçlar doğuracaktır.

“Tabiat”ın korunması Çevre Bakanlığı’nın insafına kalmış durumda. Milli Parklar Yasası yürürlükten kaldırılıyor, bu kanun ile milli parkların korunması mümkün olmayacaktır. Doğal SİT’in kaldırılması da korunması gereken tabiat varlıklarının HES’ler, barajlar, yapılaşma ve diğer tahrip edici yatırımlarla tahrip edilmesine yol açacaktır. İkizdere’nin Doğal Sit ilan edilmesi üzerine Çevre Bakanı’nın gösterdiği tepki göz önüne alındığında bu alanların korunmayacağı apaçık ortadadır.

Tescili yapılmış doğal sit ve tabiat varlıkları yeniden değerlendirilecek.

Geçici 2.madde ile daha önce tescili yapılmış doğal sit ve tabiat varlıkları Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Kurulu tarafından değerlendirilecek ve bu Kanunda düzenlenen koruma statüsü özelliklerini taşıyanlara uygun koruma statüsü verilecek, özellikleri taşımayanların ise mevcut statüleri sona erecek.

Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Kurulu çalışmalarına yardımcı olmak üzere Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdür Yardımcısının başkanlığında Bakanlık ve Kültür ve Turizm Bakanlığının eşit sayıda temsilcisinin katılımı ile çalışma grubu oluşturulacak.

Bu düzenleme ile var olan doğal sit ve tabiat varlıkları Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Kurulu tarafından ele alınacak ve korunma statüsü alıp almayacaklarına karar verilecek. ‘Yürütmenin etkisinde olacak bir kurulun var olan doğal sit ve tabiat parkı kararlarının tamamını kaldıracağı’ şimdiden söylenebilir.

Sonuç :

Yukarıdaki ayrıntı değerlendirmelerde de görüleceği üzere; yasa tasarısı bütün olarak ele alındığında, tabiat varlıklarını korumayacak, bu alanları kullanıma açacak niteliktedir. Bu haliyle yasa tasarısı, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere, anayasanın doğal ve kültürel varlıklarının korunmasına yönelik düzenlemelerine de açıkça aykırıdır.

Bilindiği, gibi; Anayasanın “Tarih, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması” başlığı altında yer verilen 63. maddesine göre;”Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır.” Anayasanın 56. maddesine göre de; “Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.”

Bu anayasa düzenlemelerin yanı sıra Anayasanın 90. maddesine göre birer iç hukuk normu haline gelmiş olan uluslararası sözleşmelere de aykırılık söz konusudur. Bu sözleşmeler şunlardır;

• Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslar arası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme (1971 Ramsar),

• Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme (1972-Paris).

• Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunmasına Ait Sözleşme (1976- Barselona), bu sözleşme çerçevesinde imzalanan Akdeniz’de Özel Koruma Alanlarına İlişkin Protokol (1982).

• Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi (1979-Bern),

• Avrupa Kentsel Şartı (1992 Strasburg),

• Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (1992-Rio),

Diğer yandan ülkemizde yargı kararları ve toplumsal hareketlerle yaşamın savunulması alanında önemli kazanımlar elde edilmiştir. Tasarı ile bu kazanım ve birikimler de yok sayılmıştır.

Tasarıdaki “koruma”, “katılım” ve “danışma” gibi kavramlar ve yapılar göstermeliktir, son sözü Çevre ve Orman Bakanlığı ve Hükümet verecektir.

Tasarı bu haliyle, doğal varlıkları koruma yerine, sömürülmesini kolaylaştıracak, talana, yağmaya açacaktır, dolayısıyla canlı yaşamının sürmesini tehlikeye atacak niteliktedir.

Sonuç olarak, gerçekten korumak isteniyorsa, tasarı geri çekilmelidir.

Arif Ali Cangı

Avukat

6 Şubat/2011

http://cevrehukuku.net/index.php/makale/581-tbckk-cangi

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: