Yunuslar özgür olmalı / Yunuslarda “Esaret X Özgürlük”

Yunuslar özgür olmalı – Prof. Dr. Bayram Öztürk

Karadeniz ülkeleri arasında bilimsel işbirliği giderek somutlaşıyor. Ülkemizin son yıllarda Karadeniz’den avladığı balık miktarı sürekli azalmakta. Özellikle Karadeniz’le özdeşleşmiş olan hamsi, palamut, lüfer gibi balıkların azalması, yunusların aşırı çoğalarak, bu ticari değeri yüksek balıkları yemesiyle açıklanmaktadır. Ancak bu, tam bir spekülasyondur. Eski balıkçılar denizde yunus sürüsü gördüklerinde birbirlerine, “Payını bana satar mısın?” diye pazarlık yaparlardı. Bilirlerdi ki yunuslar birçok balık türünü önüne katıp kıyıya sürecek balıkçılar da daha az masrafla kolayca balık avlayacaklar. Yunuslar çoban köpeklerinin görevini yaparlardı balıkçılara. Şimdiki balıkçılar ise konudan bihaber spikerlere Karadeniz’deki balıkları yunusların bitirdiklerini söylüyor. İki balıkçı arasındaki fark eskisinin farkında olmadan ekolojik bilgisini kullandığı, yenisinin ise, ekoloji cahili olması. Acaba Karadeniz’deki yunusların popülasyonu gerçekten arttı mı? Avlanan yunus miktarı nedir? Son sayımlar neyi gösteriyor? Bu sayımlar ne kadar güvenilir? Askeri amaçlarla kullanılan yunus sayısı nedir? Boğaz trafiği bu hayvanların göçlerini etkiliyor mu?

Önce şunları hatırlamak gerekir; Karadeniz’de bulunan üç yunus türü mutur, afalina ve tırtak (Phocoena phocoena, Tursiops truncatus veDelphinus delphis) Rusya, Romanya ve Bulgaristan tarafından 1966’ya kadar avlandı. Türkiye ise avcılığı 1983’te yasakladı. En yüksek av 1938’de 135-140.000 yunus ile yapıldı. Avcılık, alamana denilen ağlarla sonra da tüfeklerle vurmak suretiyle devam etti. 1948’den 1983 yılına kadar balıkçı kooperatiflerine 500 kadar tüfek ile 750.000 kadar mermi dağıtıldı. Ülkemizin 1983 yılına kadar avladığı yunus miktarı hakkında ayrıntılı bilgi bulunmamakta ancak bu sayının her yıl için 30.000 birey civarında olduğu tahmin edilmekte. Avlanan yunuslar işlenerek un ve yağ yapımında kullanıldı. Yunus yağı başta D vitamini ilaçları için iyi bir hammaddedir. Türkiye’den sonra en fazla avcılık ise eski Sovyetler Birliği’nde yapıldı. Karadeniz’de “Difrin” olarak bilinen ve kazanlarda yunus kaynatma işi uzun zamandır artık yapılmıyor. Ünlü seyyah Bijişkyan’a göre avcılık en fazla Sürmene’de yapılırmış.

1966’da Romanya, Bulgaristan ve Rusya yunus stoklarının azaldığı gerekçesiyle avcılığı yasakladılar. Bu yasaklamadan önce ise havadan ve denizden sayımlar yapıldı. Türkiye’de ise avcılık 1983’e kadar sürdü, uluslararası protestolar karşısında ise avcılık yasaklandı.

Karadeniz’deki üç türe ait yunus miktarı 1971’de 443.800 birey olarak belirlendi. 1980’de 200.000, 1982’de 190.000, 1984’te 60.000, 1987’de ise 113-160.000 birey olarak sayım yapıldı. Bu veriler Ruslara ait ve birçok hata ve çelişki içerebilir. Örneğin Karadeniz’in Türkiye kıyılarıyla Kafkas Rusya kıyılarındaki türlerin bollukları farklı olmalıdır. Ayrıca yıllık doğum, büyüme, ölüm oranları gibi her türün popülasyonuna ilişkin veriler eksiktir. Dahası uçakla yapılan gözlemlerde erkek dişi ayrımı için yapılan kabullenmelerdeki tutarlılık gerekçeleri zayıftır. Türkiye’de yapılan bir araştırmada ise üç türe ait yunus sayısı 454.440 olarak bildirilmiştir. Türk ve Rus araştırmacıların sayılarının bu kadar farklı olması metot farkına bağlanmaktadır. Ancak bu konudaki giz hâlâ çözülmüş değildir. Bilimci diliyle araştırmaya açıktır. Karadeniz’deki toplam yunus miktarı 1930’larda ise 1,5-2 milyon olarak bildirilmiştir. Ne olursa olsun günümüzdeki yunus miktarının sadece yüzbinler mertebesinde olduğu kabul edilmektedir. Türkiye kıyılarında yaşayan yunus miktarının ayrıntılı olarak ortaya çıkarmak bizim görevimiz. Kalkan ağlarına takılan hayvanların sayıları ise daha kolay hesaplanıyor. Yakakent/Gümenez bölgesinde 1990-1993 döneminde öyle hayvanlar ağlara takılıp kıyıya çıkarıldı ki şaşmamak elde değil. Karaya vuran veya ağa takılan yunusların yağını çıkarıp büyük varillere konularak kamyonetlerle götürüldüğünü bilirim.

Yunuslar ne kadar balık yerler? Bu sorunun cevabı türlere göre değişir ama ortalama olarak bu 5- 10 kg ./gün olarak hesaplanmaktadır. Bu hayvanların gıdalarının en az yüzde 90’ını balıklar oluşturur. Uzatma ağlarına takılıp ölen yunusların mide muhteviyatı incelendiğinde midelerin yüzde 80’i boş olduğu görülüyor. O halde, Karadeniz ekosisteminin bozulmasından bu hayvanlar da etkileniyor. Yani Karadeniz’deki balıkları yunuslar bitirmiyor. Ana neden, balık stoklarındaki azalmadır. Son veriler Karadeniz’den Marmara’ya ve Marmara Denizi’nden Karadeniz’e geçen yunus sürülerinde azalmalar olduğunu gösteriyor.

Bu azalma sadece balık göçlerinin azalmasıyla ilgili değil, azalmada İstanbul Boğazı’ndaki deniz trafiğinin büyük etkisi var bence. Çünkü “Akustik travma” yani gürültü kirliliği bu hayvanları rahatsız ediyor. Bu nedenle son yıllarda deniz memelileri için kritik habitat özelliği olan Uluslararası darboğazlarda deniz trafiğinin düzenlenmesinde bu hayvanların yaşam alanlarının korunması konusu da dikkate alınıyor. Karadeniz’deki yunuslar askeri amaçlarla kullanıldı mı? Ne yazık ki evet. Rus ordusunda yunus filosu mayın toplama ve keşif görevi yaptı uzun süre, Amerikan ordusundaki yunusların 55 tanesi emekli olunca Ruslar da filoda azaltma yaptılar. Her yunus aslında bir keşif veya mayın tarama gemisi gibi önemli. Eğitimleri de kendisi de sudan ucuz, öldüklerinde arkalarından ağlayanlar yok, sigorta veya tazminat isteyenler yok.

Son zamanlarda ülkemizin birçok yerinde yunus gösteri merkezleri açıldı. Bu merkezler için gereken hayvanlar ya ithal edildi veya bizim denizlerimizden yakalandı ve adeta esir kamplarına yani gösteri merkezlerine götürüldü. Denizden yakalananların bir kısmı öldü, bir kısmı yaralandı. Yakalanıp gösteri merkezlerine getirilenlere ise havuzlarda gösteri yaptırılarak esir ticaretine devam ediliyor. İstanbul’dan Alanya’ya kadar en az on adet gösteri merkezi var. Bunların kapatılmasıyla ilgili kampanyalar devam ediyor. Bazı turizm acentaları ve çevreci gruplar bu konuda eylemler yapıp turistlerin dikkatini çekerek destek bekliyorlar. Ama gösteri merkezlerinde sadece yunuslar değil, foklar ve deniz aslanları gibi hayvanların çoğunun yaşam koşulları kötü.    

Bence bütün yunuslara özgürlük gerekir. Havuz gösterilerinde kullanılan ve denizden yakalanan yunuslar modern esirler veya kölelerdir. Esirlik engin denizlerde yaşamaya alışmış bu soylu hayvanlara hiç yakışmıyor. Yunus görmek isteyen doğada görsün. Zaten son yıllarda balina ve yunus gözlemlerine olan ilgi gitgide artıyor. “Efendim yunus terapisi çocuklara faydalıymış, psikolojik sorunlarına iyi geliyormuş”. Bilimsel bir kanıt olmadıkça bu tez esir tacirlerinin bir uydurmasıdır. Esir ticaretine son vermek için birlikte çalışacağız.

Prof. Dr. Bayram Öztürk

İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi, TÜDAV (Türk Deniz Araştırmaları Vakfı) Başkanı

http://www.yunuslaraozgurluk.com/node/240

 

Yunuslarda “Esaret X Özgürlük” – WSPA

Doğada…
Yunuslar hareketlerinde tamamen özgürdür. Bedenleri hız için yaratılmıştır ve eğlenmeyi çok seven bu varlıklar bu gerçekten faydalanırlar. Günde 64,5 km’ye kadar yüzebilirler. Okyanusun içinde kovalayacak sayısız yaratık ve keşfedilecek kocaman bir dünya olduğu için yunuslar suyun altında olabildiğince çok zaman geçirirler. Zamanlarının sadece %10-20’sini ise yüzeyde geçirirler. 20 dakikaya kadar nefeslerini tutabilir ve 500 metreden daha derine dalabilirler.
Tutsaklıkta…
Yunuslar içine kondukları su haznesinin veya tankının boyutları ile sınırlanmıştır. (Tüm yaşamınızı dolap kadar bir hapishane hücresinde kapalı olarak geçirdiğinizi düşünün.) Birleşik Devletler kanunları bir hücrenin sadece 9 metre uzunluğunda olmasını gerektirdiği için, yunus bir duvarla veya tel örgüyle karşılaşmadan fazla uzağa gidemez. Tutsak yunuslar, özellikle de su tanklarında tutulanlar, zamanlarının büyük bölümünü bir sersemleme ve uyuşukluk halinde geçirirken, durmadan küçük daireler çizerek yüzer veya suyun yüzeyinde hareketsiz bir şekilde yatarlar.

Doğada…
Yunuslar çoğunlukla diğer yunuslarla birlikte, organize ve birbirine sımsıkı bağlı takımlar halinde yaşarlar. Hepimiz gibi bu zeki ve sosyal yaratık da güvenlik, sevgi ve arkadaşlık arayışındadır ve bunları ait olduğu sürüde bulur. Sürüdeki sosyal bağlar yıllarca sürebilir, özellikle de beş yıl kadar birlikte olan annelerle yavruları arasında. Ayrıca bu ailede, yunus “teyzelerin” de yoğun anneler için bebek bakıcısı rolünü üstlendiği bilinir.
Tutsaklıkta…
Yunuslar sonsuza dek sürülerinden koparılır ve yıllarca yararlandıkları ve besledikleri güçlü sosyal bağlar birdenbire imha edilir. Yakalanma, aşırı derecede şiddetle gerçekleşen bir işlemdir, sadece yakalanacak hayvan için değil, bir aile üyesinin ani ve kalıcı kaybını yaşayan bütün sürü için son derece vahşicedir. Tutsaklık altında yetiştirilen yunuslar için de aynı derecede ıstıraplıdır. Bu hayvanlar, bir aileye ait olmanın rahatlığını ve zevkini hiçbir zaman yaşayamayacaklardır. Duygusal tecrite mahkum edilmişlerdir. Ayrıca kurabildikleri tek yakın bağ da –anneleriyle olan bağ- çok erken koparılır, çünkü genellikle ayrı hücrelere kapatılırlar veya başka bir parka ya da akvaryuma satılırlar.

Doğada…
Yunuslar doğal deniz suyunda yaşarlar.  
Tutsaklıkta…
Yunusların çoğu, hassas derilerine ve gözlerine ciddi zararlar veren kimyasal işlem görmüş yapay deniz suyu içeren su tanklarına kapatılır. Fakat deniz kenarında bir hücrede olmak bundan çok daha iyi sayılmaz. Bu hücreler genellikle kıyı gölü gibi tenha yerlerde, suyun okyanustaki gibi dolaşımda olmadığı alanlarda bulunur. Yunuslar sıradan bir insanın 4-5 katı oranında atık boşaltırlar. Sonuç? Kendi tuvaletleri içinde yüzmeye zorlanırlar.
Doğada…
Yunuslar muhteşem sonar yeteneklerini kullanmakta özgürdürler. Etraflarındaki dünyayı öğrenmek için bu yetilerini kullanırlar. Mercan kayalıklarının inceliklerini ve aralarında gizlenmiş olan canlıları keşfetmekten, çevrelerindeki balıklar ve diğer yunuslarla ilgili ve onlar için gölgelerde pusuya yatmış olabilecek yırtıcılarla ilgili bilgi toplamaya kadar. Sonarları onlara bilmeleri gereken herşeyi söyler. İnsanlar için görme duyusu ne kadar önemliyse, yunuslar için de sonar kullanımı o derece önem taşır.

Tutsaklıkta…
Yunuslar sonarlarını kullanma konusunda kısıtlanmışlardır. Canlı balık avlamak için onu kullanamazlar çünkü artık sadece eğitimcilerinin bir “ödül” olarak verdiği ölü balıklarla beslenmek zorundadırlar. Sualtı dünyasını keşfetmek için sonarlarını tam kullanıma sokamazlar çünkü kısır, beton tanklarda keşfedilecek hiç bir şey yoktur.
Doğada…
Yunuslar, birbirleriyle işbirliği içinde balık kovalamak ve yakalamak için saatler harcarlar. Yiyecek arama konusunda da uzmanlardır. Bu onlar için sadece gerekli bir tatbikat değildir, aynı zamanda eğlencelidir de. Yunusluk yapan yunuslar. Canlı avlarını kovalamak ve yakalamak onların tüm doğal yeteneklerinin ortaya çıkmasını sağlar: hızları, zekaları, sonar kullanımları ve iletişim ve işbirliği yetileri.

Tutsaklıkta…
Bir yunusun öğrendiği ilk şey, gerçek bir yunus olmasına izin verilmediğidir; doğal coşkusunu ve davranışlarını kısıtlamak zorundadır.  Aksine, emirlere itaat etmeyi ve ölü balık yemeyi öğrenmesi (ki özgür olsaydı bunu yapmayı aklına bile getirmezdi), ayrıca elle beslenmeyi kabul etmesi gerekir. Kendi yiyeceğini kovalama ve yakalamanın doğal heyecanı yunustan sonsuza dek alınmıştır.
Doğada…
En iyisini anne bilir. Bebek yunusun annesi ona okyanusta yaşaması için ihtiyacı olan herşeyi öğretir: Yırtıcılardan korunmak için sonarını nasıl kullanacağını, nerede yiyecek araması gerektiğini ve balıkları kovalayıp yakalamayı. Yavru yunus, sürüdeki diğer yunusları izleyerek ve taklit ederek de dalmayı, atlamayı, sıçramayı, dalgalarda sörf yapmayı ve iletişim kurmayı öğrenir.

Tutsaklıkta…
Yunuslar yemek konusunda eğitmenlerine tamamiyle bağımlıdırlar. Bu durum eğitmene, yunusu kontrol etmek ve insanların alkışlayacağı numaraları yapması konusunda onu ikna etmek için güçlü bir silah olur. Başka bir deyişle, eğitmen aç bir yunusun şunu anlamasını sağlar: eğer yemek ödülünü almak istiyorsa birkaç çemberin içinden atlamak zorundadır. Peki yunuslar doğada kuyrukları üstünde yürüyüp, seyircilere el sallayıp, insanları sırtlarında gezdirirler mi? Hayır. Ayrıca bu eğitimin yunuslar üzerinde çok zararlı bir etkisi vardır: Doğal olmayan davranışlar er ya da geç doğal olanların yerini alacaktır.

Kaynak: http://www.wspa-usa.org/

Çeviri: Işıl Karaelmas

http://www.yunuslaraozgurluk.com/node/87

Yaşama ve Doğaya saldırılara karşı 2.Karadeniz Yaşam Yolculuğuna… 9-25 Temmuz 2011

Yağmaya-Talana karşı, birlikte doğayı ve yaşamı savunmak için  

2. KARADENİZ YAŞAM YOLCULUĞU’NA DAVET… Yolculuk her noktada katılımlara aciktir. 

Yaşam düşmanı kapitalist elitlerce derelerin, ormanlarin, doganin, yasamin her alaninin talan edilerek ticarileştirilmesine, 

Doğa katili HES’lere, nukleere, termik santrallere, zehir saçan endustriyalizm ve madencilik faaliyetlerine, ormansızlaştırma ve insansızlaştırmaya,  

Çay ve fındıktaki sömürüye, küçük çiftçi tarımının ve köylülüğün tasfiye edilmesine, 

Yaşama ve doğaya yapılan saldırılara, yağma-rant proje ve yasalarına karşı, 

İnadına Yaşam, İnadına İsyan, İnadına Özgürlük! diyenler olarak 

9 Temmuz 2011 Cumartesi günü, geçen seneki gibi HOPA’dan başlayarak yaklaşık 2 hafta sürecek 2. Karadeniz Yaşam Yolculuğu’nda, doğaya ve yaşama sahip çıkan tüm dostlarla görüşmek dileğiyle…

 

PROGRAM (Değişiklikler olabilir) 

08.07.2011          Yola Çıkış: İstanbul, Ankara, muhtelif yerler

09.07.2011          Buluşma: Artvin – Hopa

10.07.2011          Artvin – Hopa

11.07.2011          Artvin – Arhavi

12.07.2011          Rize – Fındıklı

13.07.2011          Rize – Pazar, Hemşin

14.07.2011          Rize – Senoz

15.07.2011          Trabzon – Solaklı

16.07.2011          Trabzon – Araklı

17.07.2011          Trabzon – Macka

18.07.2011          Trabzon – Tonya

19.07.2011          Giresun

20.07.2011          Ordu

21.07.2011          Sinop – Gerze

22.07.2011          Sinop Merkez

23.07.2011          Karabük

24.07.2011          Bartın

25.07.2011          Dönüş 

Her turlu oneri, katki ve katiliminiz icin: karadenizisyandadir@gmail.com,

0 543 634 9449,

0 535 931 4999,

0 537 246 8661 

Karadeniz İsyandadir Platformu 

http://www.facebook.com/karadenizisyandadir

http://karadenizisyandadir.wordpress.com/

http://www.karadenizisyandadir.org/

karadenizisyandadir@gmail.com

 

KİP: Sisteme Lanet,Nükleere Hayır! Sevdiklerimizi toprağa koyduk,hergün birkez daha biz de öldük…Yetmedi mi?

İSTANBUL (DİHA) – Çernobil faciasının 25. yılında, Türkiye’de nükleer santral yapılmasına karşı çıkan yaşam savunucuları, İstiklal Caddesi’nde yürüyüş yaparak, “Nükleere hayır” dedi. Yaşam savunucuları, “Çernobil ile bizleri ölüme mahkum ettiğiniz yetmedi mi? Sevdiklerimizi, en güzellerimizi toprağa koyduk, her gün bir kez daha biz de öldük… Yetmedi mi?” diye yetkililere sordu. 

Karadeniz İsyandadır Platformu aktivisti üçbin civarında yaşam savunucusu, Rusya’nın Kiev kentinde 1986 yılında gerçekleşen, çok sayıda insanın yaşamını kaybetmesine neden olan ve yıllarca da etkisi süren Çernobil Nükleer Santral kazası nedeniyle bugün bir kez daha sokaklara çıktı. Taksim Tranway durağında bir araya gelen yaşam savunucuları önce, “Sisteme lanet nükleere hayır”, “25 yıldır ölüyoruz” ve “Nükleer santral istemiyoruz” yazılı pankartları açtı. Buradan İstiklal Caddesi üzerinden Galatasaray Meydanı’na doğru yürüyüşe geçen grup, ellerinde Lazca ve Hemşince “İsyan”, “Nükleer istemiyoruz” ve “Nükleere hayır” yazılı dövizler taşıdı. Yürüyüş boyunca yöresel müzik enstrümanı tulum çalan grup sık sık, “Çernobil’i unutma nükleere bulaşma”, “Katil Çernobil bu kaçıncı ölüm”, “Yaşam isyan özgürlük” sloganları attı. Yürüyüş sırasında İstiklal Caddesi üzerinde yeni açılan alışveriş merkezi Demirören AVM’nin önünden geçerken, “Demirören sıra sana gelecek” diye tepki gösterildi. 

Galatasaray Meydanı’na ulaşan grup burada, sirenlerin çalması ile birlikte Çernobil faciasının patladığı anı anımsatarak, ölüm anını canlandırmak üzere, kısa süreli olarak yerlere yattı. Daha sonra grup adına Karadeniz İsyandadır Platformu üyesi İstanbul Üniversite öğrencisi Emel Çolak açıklama yaptı. Çernobil faciasının dünyayı kasıp kavurduğu günlerde zamanın Cumhurbaşkanı darbeci Kenan Evren’in “Biraz radyasyon kemiklere yararlıdır”, Başbakan Turgut Özal’ın “Radyoaktif çay daha lezzetlidir” dediğini hatırlatan Çolak, devlet tarafından işlenen bu suçun, bütün ölümlere ve bilimsel verilere rağmen kabul edilmediği gibi “küstahça” örtülmeye çalışıldığını söyledi. 

‘Çernobil’in çocukları olarak her gün öldük’

“Nükleer karşıtı olmamız için, Fukuşima’da nükleer kaza olmasına gerek yoktu. Bizler 25 yıldır bu ülkede ‘Çernobil’in Çocukları’ olarak her gün öldük” diyen Çolak, “Sevdiklerimizi, dostlarımızı, yakınlarımızı toprağa koyduk. 25 yıldır her gün, her saat nükleere ve bunu başımıza bela eden sisteme lanet ettik. Bugün bir kez daha, başta nükleer santraller olmaz üzere, yaşamımızı yok eden sözde enerjilere isyan ediyor, bunları başımıza bela eden sisteme lanet okuyoruz. Bizler nükleere karşı çıkarken, iktidara ve şirketlere ne bir alternatif sunuyoruz ne de ‘uzlaşalım’ diyoruz. Çünkü biliyoruz ki, yaşamın alternatifi olmaz” diye konuştu. 

Çolak, açıklamasını “Çernobil ile bizleri ölüme mahkum ettiğiniz yetmedi mi? 25 yıldır, radyasyonlu çaylar, fındıklar, sütler ile öldürüldüğümüz yetmedi mi? Sevdiklerimizi, en güzellerimizi toprağa koyduk, her gün bir kez daha biz de öldük… Yetmedi mi?” diye sorarak, bitirdi. 

(ek-mtç/iya)

Etkin Haber Ajansı / 26 Nisan 2011 Salı, 21:29

İSTANBUL- Taksim Meydanı’nda bir araya gelen Karadeniz İsyandadır Platformu üyeleri, “Sisteme lanet nükleere hayır” yazılı pankart açarak Galatasaray Meydanı’na yürüdü. İstiklal Caddesi boyunca öfkeli bir şekilde yürüyen yüzlerce kişi sık sık “Katil Çernobil bu kaçıncı ölüm”, “Çernobili unutma nükleere bulaşma” sloganlarını attı. Lazca ve Hemşince lolipopların taşındığı yürüyüşün önünde tulum çalındı. Eyleme Alper Taş ve Şevval Sam’da katılarak destek verdi.

Galatasaray Meydanı’nda Platform adına açıklama yapan Emel Çolak, 26 Nisan 1986’da gercekleşen Çernobil nükleer felaketinin üzerinden 25 yıl geçtiğini ve 25 yıldır başta Karadenizliler olmak üzere ölüme mahkum edildiklerini belirtti.

“Çernobil faciasının dünyayı kasıp kavurduğu günlerde zamanın Cumhurbaşkanı darbeci Kenan Evren, ‘Biraz radyasyon kemiklere yararlıdır’, Başbakan Turgut Özal ‘Radyoaktif çay daha lezzetlidir’ diyebiliyor; Sanayi Bakanı Cahit Aral ise halkın huzurunda radyasyonlu çay içebiliyordu” diyen Çolak, yılar önce bunları yapan devletin bugün onların üstünü örtmeye çalıştığını söyledi.

Japonya’da yaşanan felaket sonrası Fukuşima’daki patlamalar ve radyoaktif sızıntının etkilerinin hala canlı olduğunu ve dünyada nükleer karşıtlığının hız kazandığını dile getiren Çolak, “Nükleer santralı evdeki tüpgaza indirgeyerek Sinop’a, Mersin’e ve Trakya’ya nükleer santral yapmayı planlayan bu dayatmacı zihniyete boyun eğecek değiliz” dedi

Nükleer karşıtı olmaları için, Fukuşima’da nükleer kaza olmasına gerek olmadığını söyleyen Çolak, 25 yıldır bu ülkede “Çernobil’in Çocukları” olarak hergün öldüklerini, sevdiklerini, dostlarını, yakınlarını toprağa koyduklarını ifade etti.

“Yaşamlarımız üzerinde oyun oynamanıza izin vermeyeceğiz“ diyen Çolak, “Çernobil ile bizleri ölüme mahkum ettiğiniz yetmedi mi? 25 yıldır, radyasyonlu çaylar, fındıklar, sütler ile öldürüldüğümüz yetmedi mi? Sevdiklerimizi, en güzellerimizi toprağa koyduk, her gün bir kez daha bizde öldük… Yetmedi mi?” diye sordu. 

KİP: “Gelsin Devlet, gelsin Şirket, gelsin Polis, gelsin Cop, inadına İsyan, inadına Yaşam, inadına Özgürlük”

9 nisan 2011 Cumartesi günü Ankara’da, gerçekleştirilen “Doğanın ve Yaşamın Talanına Karşı Miting”e “Karadeniz isyandadır Platformu” “Yaşam İçin İsyan” Pankartıyla ve Kara-Mavi dövizlerle katıldı. Sabahın erken saatlerinde Kurtuluş Parkı’nda buluşan eylemciler saat 10:30 sularında Toros sokak’a doğru yürüyüşe geçtiler. Saat 11:00′da ise Toros sokak’tan Kolej Meydanı’ndaki miting alanına doğru harekete geçildi.

Sözde “enerji” projelerine, gerçekte yaşamın ticarileştirilmesine karşı yapılan yürüyüş esnasında “Kara Mavi Bayraklar” marşının yanı sıra “Baraj yapma boşuna, yıkacağız başına” “Dereler özgürdür, özgür akacak” “Siz yapın, Biz yıkarız” “İsyan, Yaşam, Özgürlük” “Gelsin Devlet, gelsin Şirket, gelsin Polis, gelsin Cop, inadına İsyan, inadına Yaşam, inadına Özgürlük”sloganları atan Karadeniz İsyandadır Platformu’nun miting alanındaki horonuna katılım büyüktü. 

Suyumuz, madenlerimiz, ormanlarımız, tarım alanlarımız, yasa ve yönetmeliklerle sermaye sahiplerine devredilmesi karşı çıkan binlerce yaşam savunucusu Ankara’da buluştu . Hidroelektrik santral (HES) projeleriyle, termik santrallerle, nükleer santrallerle, maden aramalarıyla, mera, kıyı ve orman kanunlarıyla insanca yaşam hakkımız elimizden alınmasına tepkimizi göstermek için hep birlikte haykırdık.

9 Nisan Cumartesi günü yapılan mitinge doğa savunucularının yanı sıra emek örgütleri ile siyasi partiler de katıldı. Türkiye genelinden gelen yaklaşık 7 bin kişi sabahın erken saatlerinde Toros Sokak’tan “Doğanın ve yaşamın yağmalanmasına karşı yürüyoruz” pankartı açarak yürüyüşe geçti.

Her yaştan yaşam savunucusunun katıldığı yürüyüşte Karadeniz İsyandadır Platformu “Yaşam İçin İsyan” pankartının yanı sıra HES,Termik santrallere,nükleer santrallere, tabiatı bozuk yasalara karşı hazırlamış olduğu dövizleri taşıdı.

Karadeniz İsyandadir Platformu

Kaynak: http://www.karadenizisyandadir.org/ 
http://www.facebook.com/karadenizisyandadir

TEMA: Kocaman şirketlerin kocaman vakfı – Sermaye Çevreciliğinin Ana TEMA’sı

TEMA Vakfı, yaptığı ‘suya sabuna dokunmayan’, ‘toz toprak, sakız’ projelerinin çevre yararına olmasından çok sermaye yararına olması ile dikkat çekti. Karadeniz İsyandadır Platformu’ndan M. Cevdet Arslan TEMA’nın gerçek yüzünü yazdı.

 

TEMA Vakfı yaklaşık 20 yıldır başta erozyonla mücadele olmak üzere çevre sorunları konusunda yaptığı çalışmalarla (!) gündeme getirildi. Devletin her kurumundan aldığı desteklerle, özel sektörün gönüllü halkla ilişkiler çalışmasını yürüttüğü TEMA Vakfı, yaptığı ‘suya sabuna dokunmayan’, ‘toz toprak, sakız’ projelerinin çevre yararına olmasından çok sermaye yararına olması ile dikkat çekti. Ta ki, Karadeniz İsyandadır Platformu gibi bir çevre hareketi olmanın ötesinde ‘yaşam alanı savunucusu’ olarak tanımlanabilecek hareketlerin ortaya çıkışına kadar. Ve Karadeniz İsyandadır Platformu’ndan Arkeolog ve Sanat Tarihçisi Mustafa Cevdet Arslan TEMA’nın gerçek yüzünü yazdı.

TEMA KENDİNİ TEMİZE ÇIKARMAYA ÇALIŞIYOR

Karadeniz İsyandadır Platformu tarafından kamuoyuna açık bir basın toplantısıyla deşifre edilen TEMA, kendi sitesinde açıklama yapma gereği duyarak kendini temize çıkarmaya çalışıyor. Mücadele içindeki bizlerin sesini duymazdan gelme, muhatap almama hali bile yaşam savunuculuğuna karşılıksız olarak ömrünü veren insanları yok sayma çabasının ifadesi.

TEMA yaptığı açıklamada, “Vakfımız çevre konusunun ne halkın ne de iş dünyasının bugünkü kadar gündeminde olmadığı bir dönemde, 11 Eylül 1992 tarihinde 30 işadamı tarafından erozyon ve çölleşme ile mücadelenin gerekliliğine dikkat çekmek ve bu mücadelenin bir devlet politikası haline gelmesine katkı sağlamak üzere kurulmuştur”  diyerek müthiş bir yalana başvuruyor;  1980 -1990’lı yıllar Türkiye’de iki önemli gücün politik alana çıktığı dönemdir. İbrahim Eren’li Radikal Yeşiller ve Celal Ertuğ başkanlığında Yeşiller Partisi bu dönemde sahnededir ve ekoloji mücadelesinin Türkiye’nin dört bir yanında yükseldiği yıllardır o yıllar… Sanayi tesislerinin doğayı kirletmesine, Aliağa, Komili vb şirketlerin, fabrikaların yarattığı çevre kirliliği, siyanürlü altına karşı mücadelelerin yükselişi, şanlı Bergama Köylüleri, Termik Santrallere karşı hareketler, Hasankeyf’in ilk kez dillendirilmesi, antimilitaristlerin feministlerin yükselişi, alternatif  hareketlerin çığ gibi büyümesi karşısında Çeküller TEMA’lar devlet güdümünde NGO’lar (Non Goverment Organition; şimdiki karşılığı STK Sivil Toplum Kuruluşu-benzetme gerekirse, sivil ajan teşkilatı gibi) yaratılmıştır.

PASİF MÜCADELE GELENEĞİ

TEMA, çevreci hareketin yükselişte olduğu dönemde doğa katliamlarını gizleyecek pasif bir erozyonla mücadele masalıyla kurulmuştur. Erozyon, insan faaliyetlerinin özellikle tarımın ürünüdür. Tarımı kaldırmadan erozyonu yok edemezsiniz; sanayi için ormansızlaştırılan bölgeleri, köprü ve yollar için yok edilen bitki örtüsünü görmezden gelerek erozyonu yok edemezsiniz ama vicdan rahatlatmak için suya sabuna dokunmayan tarzda çevrecilikle ekoloji mücadelesine yönelen binlerce insanı güçlü bir yapı görüntüsü sunarak kendinize çekip pasifize edebilirsiniz. Çevrecilik ağaç dikmekten ibaret olur. Çevre politikalarını üreten insanların ve gerçekten hükümet dışı, devlet dışı örgütlenmelerin sesi duyulmaz hale getirilir. Çevrecinin imajı ‘çiçek böcekçi’ye dönüştürülür. Politik kararlara şirketlerin politikalarına karşı olanlar, bu ‘çiçek böcekçi’ imajıyla TBMM’de alternatif oluşturma şansını kaybeder.  TEMA işte bu amaçla çevre hareketlerinin olmadığı değil yoğunlaştığı bir dönemde “11 Eylül 1992 tarihinde 30 işadamı tarafından” kurulmuştur.

PATRONLARIN ÇEVRE VAKFI

“TEMA, kurulduğu günlerde mütevelli heyetini de yayınlamıştı gazeteler; “Tamam” demiştik kirletenler çevreciliği de vatandaşa bırakmayacak. TEMA, gönüllü çalışan binlerce çevrecinin emeği üzerinde bugünlere geldi. İstanbul’da orman talan edilirken erozyonla uğraştı. Her şeye rağmen çevreciliğin gelişmesinde önemli katkıları olduğunu yadsıyamayız. Ama nasıl çevrecilik!  Mimarlar Odası, KOÇ Üniversitesi yapımının binlerce ağaç kesimine neden olacağını söyleyip dava açtığında karşımıza iki dilekçe çıkmıştı, TEMA ve bir mimar; TEMA koç üniversitesinin ormana zarar vermediğini, tam tersine koruma kullanma dengesi içinde koruyucu yanının olduğunu özetle söylemekte idi. Mimar ise Mimarlar Odası yönetiminin kronik muhalifi idi ve dava sürecinde de şehircilik açısından sakıncası olmadığına dair bir rapor vermişti. (Mimarlar odası arşivinden belgelere ulaşılabilir”) Kurulduğu yıllardaki izlenen yolla geçtiğimiz dönemde yaşananlardaki TEMA tavrı özellikle nasıl bir politikayla yüründüğünün ispatı değil midir; Ormansızlaştırma yüzünden erozyon olduğundan hareket ederken Bay TEMA, Doğu’da devletin yaktığı ormanlar söz konusu olunca dut yemiş bülbül gibi davranmamış mıdır?

TEMA NÜKLEER ENERJİYİ SAVUNMAKTADIR.

“İş ayrı TEMA yöneticiliği ayrı”- İskenderun’da gazetecilere konuşan Mahir Rende, TEMA genel merkezinde de bazı yöneticilerin ‘nükleer santral ihalesi’ konusunda oylama yaptıklarını ve oylamadan çıkan sonuç sonrasında ihaleye katılmama kararı aldığını açıklayarak şunları söyledi: “İş ayrı şey, TEMA yöneticiliği ayrı. Fransa’da da onlarca nükleer santral var. Bunlar halen çalışıyor. Ve hiç bir şey olmuyor. Türkiye’de de pekala bir insan, TEMA yöneticisi de olsa bu ihaleye katılabilmeli. Ama oylamada çıkan sonuç sonrası, ihaleye girilmedi.” (Akın Bodur; TEMA Nükleer Enerji Yanlısıymış Iskenderun – BİA Haber Merkezi 07 Haziran 2001, Perşembe, Bianet)

TEMA’yı şirketler kurmuştur. Şirketlerin borusunu öttürmektedirler. Bunun için AB’nin şirketler yanlısı yaptırımlarını da desteklemekten geri kalmaz. TEMA Su Meclisi’nin de kurucusudur. Su Meclisi de yandaşı Doğa Derneği de HES’ler konusunda kimi HES’lerin yapılabileceğini zararlı olanların yapılmasının önlenmesi gerektiğini, havza yönetimini savunarak süreci meşrulaştırmaya tepkileri azaltmaya yönelik yuvarlak bir tavır sergilemektedir. Bu tavırlar suyun şirketlerin eline geçmesini yaşam hakkının gasp edilmesini savunmak anlamına geliyor.

TEMA, SUYUN ŞİRKETLERİN ELİNE GEÇMESİNİ SAVUNMAKTADIR

Yükselen toplumsal muhalefet karşısında daha fazla suskunluğunu koruyamayan TEMA, en sonunda koca koca bilim adamlarına(!) rapor yazdırmak zorunda kalmış, HES’leri halen “yenilenebilir alternatif enerji kaynağı olarak kabul edebilirken” yüzü kızarmamış, HES lisanslarıyla sularımızın tüm kullanım haklarının şirketlere devri, topraklarımızın acil kamulaştırmayla gaspı gibi nahoş hususlara asla değinmemiştir…

TEMA’nın bu duruşuna karşılık mücadele yürüten vadiler ve derelerin savunucuları köylülerimiz, “Bir derede 2 HES de olsa 20 HES de olsa netice aynıdır: ‘su kullanım hakkı’ halktan alınıp firmalara devredilecek, sermaye sularımıza konmuş olacaktır. Su her canlının yaşam hakkı olduğuna göre, suların kullanım hakkı gerçekte halkın ve o yaşam bölgesindeki tüm canlıların olduğuna göre bunu kabul etmeyen düzenlemelere rıza göstermeyiz ve halkı HES’lerle uzlaştıracak hiçbir davranışa hoşgörüyle bakmayız; vadimiz haliyledir, ortada planlanacak bir şey yoktur ” diyorlar.

Can suyu ve miktarı üzerinden yürütülen tartışmalar da yine varılan aşamada uzlaşmacı ve işbirlikçi politikaların argümanı haline gelmiştir. Doğanın bütünlüğünü göz ardı eden, gezegenin varoluşuna adeta hakaret eden bu bakış açısı temelden sorunludur; suların yatağından koparılmasının, künklerin, tünellerin içine hapsedilmesi için vadinin katlinin ölçüsü, debisi olamaz. İlla “can suyu” tespit edilecekse sularımızın her katresi candır, “Can Suyu” ölü bitkiyi canlandırmak için verilir. Derelerin yeşerttiği vadilerin canlılarını can çekiştirecek koşullara mahkûm ederek asgari ücreti bile çok görülen sözleşmeli işçiye benzetmeye çalışıyorlar. Bariz şirket kafasıyla doğaya bakmanın ürünüdür bunlar.

“TEMA Vakfı, faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için çeşitli işbirlikleri yapmaktadır. Revan-Su bunlardan biridir. Vakıf, bu firma ile ortak değildir. Logo kullanım işbirliği çerçevesinde Vakfa bağış yapılmaktadır. Bu işbirliği kapsamında Vakfımız Revan Su’yu kaynağından itibaren düzenli aralıklarla kontrol etmekte, laboratuvarlarda analiz yaptırmaktadır.” Denilen bilgilendirme notunda da aynı zamanda kendilerini ele verdiklerinin farkında bile değiller. Suyun ticarileştirilmiş halini savunduklarını ve bundan nemalandıklarını kendileri belirtmektedirler.

TEMA CAN ALICI ZAMANLARDA ETKİ GÜCÜNÜ ASLA KULLANMAMAKTADIR.

Varlık gösterdiği mücadelelerde ya gönüllülerin samimiyeti ya da doğa katliamı yapan şirketlerle ne kadar yakın işbirliği içinde olunup olunmadığı gözetilmektedir.

“Bir sivil toplum hareketi olan TEMA Vakfı’nın en büyük başarısı, 19 yılda ülkemizin en uzak noktasındaki köyünden, en merkezdeki kentine kadar, başta topraklarımız olmak üzere doğal varlıklarına sahip çıkan, koruyan gönüllülerinden oluşan büyük doğa koruma çemberidir.  Ülke genelinde sayıları 400.000’i aşan ve her geçen gün artmakta olan kendini doğaya adamış TEMA gönüllüleri Minik TEMA’sından, İl Temsilcisi’ne kadar, doğal varlıklarımızın korunması için çalışır, çevresel sorunların çözümü için yasal her yolu yılmadan dener, inisiyatif alır, yapıcıdır, doğruları söylemekten çekinmez. Gönüllüler ve temsilciler doğa sorunlarına karşı yüksek duyarlılık gösterir ve her daim çözüm odaklıdır. TEMA İl Temsilcilerinden iki kişi her yıl Vakfın Yönetim Kurulu üyeliğine seçilir, yılda iki kez düzenlenen Mütevelli Heyeti toplantılarına ve tüm Yönetim Kurulu toplantılarına katılarak gönüllüleri temsil eder, TEMA Vakfı’nın strateji ve çalışmalarına yön verir.”

Çok güçlü olduklarını kendileri açıklıyor ve güçlerini saygınlıklarını kendileri kanıtlıyorlar ama gerçekler bu gücün doğayı, yaşamı korumak için kullanılmadığını gösteriyor. Tabiatı Bozuk Yasa Meclis’e inmiştir ve bu yasaya karşı basın açıklamalarına adlarını yazdıran TEMA ‘den Gerek YK gerek mütevelli heyeti gerekse gönüllülerinden kaç kişi bu açıklamalara gitmiş TEMA bu eylemler için kaç otobüs kaldırmış Ankara’ya Meclis önüne Trakya’dan, Karadeniz’den, İç Anadolu’dan, Ege’den, Akdeniz’den, Doğu’dan, Güneydoğu’dan kaç kişinin yol parasını karşılamıştır. TEMA istese kendi bu övündüğü güçlü yapısının gücüyle 40-50 bin insanı Ankara’ya mitinge taşıyamaz mıydı? Bu can alıcı konuda “sayıları 400.000’i aşan ve her geçen gün artmakta olan kendini doğaya adamış TEMA gönüllüleri”nin ne kadarını harekete geçirmek için kaynak ayırmıştır?

Hem gücünle öğün, hem de bu gücü doğanın korunması için kullanma… Peki, kime karşı koruyacağız doğayı? Doğayı tahrip eden meta kaynak gibi gören tüm şirketlere ve onların kuklası yönetimlere karşı değil mi? Bay TEMA ne mırıldanıyor böyle? Doğayı vatandaş Abuzer’den değil elbette bu vakfın şerrinden korumak lazım. Söz mütevelli heyetine gelince “Ticari faaliyetlerine karışmam” demek ne demektir. Doğayı tahrip eden Orhan Yavuzlar, Asım Kocabıyıklar olunca onun adı ticari faaliyet mi oluyor size göre Bay TEMA?

“Gönüllülerimizin HES’lerle ilgili çalışmalarına TEMA Vakfı Onursal Başkanı Hayrettin Karaca da dahil olmuş ve Yuvarlakçaylılar’ın direnişine yanlarına bizzat giderek destek olmuştur.”    Denilen açıklamada 28 gün İstanbul’un göbeğinde ORYA enerjinin önünde oturma eylemi yapan Cide- Loç’luları niçin görmek istemediniz acaba? Oturma eyleminin son günlerine doğru mücadelelerimiz sonucunda mütevelli heyeti üyenizin inşaatının kaçak olduğu ortaya çıkıp ta mühürlenince sitenize Cide-Loç’taki HES’e de karşı olduğunuzu oradaki gönüllülerinizin size karşı aktif tepkisi nedeniyle de koymadınız mı? “TEMA Vakfı, HES konusunda Bilim Kurulu tarafından hazırlanan raporu, Cumhurbaşkanı, Başbakan, tüm parti başkanları, milletvekilleri ve Çevre ve Orman Bakanlığı yetkililerine göndermiştir.” Yazıyor bu yazıda… Ne kadar ilginç. Kendi kurucunuza bu tür uyarıları raporları neden verip konuyu doğrudan halletmediniz acaba? Ya tepkiler büyüyünce ya da işbirliği yaptığınız şirketlerin dışında birileri bir şeyler yapıyorsa haksız rekabet için mi çevre eylemlerini kullanıyorsunuz… Ekoloji mücadelelerinden başka türlü size ne!.. Bunu düşünmek bile korkunç!..

TEMA ekoloji mücadelelerinin önünü tıkamakta hükümet politikalarına şirketlerin ağzıyla yanıtlar vermekte muhalefetin sözünün duyulmamasını ve dolayısıyla güçlenmesini önlemektedir.

TEMA’YI TEŞHİR TARİHSEL SORUMLULUKTUR

Bize TEMA gibi, Greanpeace gibi, Doğa Derneği, gibi yeşillenemeyen yeşiller partisi gibi akmaz kokmaz değil bizzat politikanın en hasının gerekli olduğunu görecek bir bilinç ve kararlılık lazım. Bu kararlılık ise deşifresine karşılık çeşitli araçlarla yapılan tartışma ve yanıtlarda açıkça dile getiriliyor artık;

“Burada ciddi bir süreç bizi bekliyor. Yani emperyalizme karşı daha önce duruş göstermiş bir toplum olarak yine yürekli bir mücadele vermezsek kırsalda halkın yaşaması mümkün olmayacaktır. Halkın kırsaldan kentlere göçmesi durumunda ise Mısır’da mezarlıkta ya da Brezilya’da varoşlarında yaşayan halk gibi çok yoksul, çok muhtaç ve de cehalet içinde yaşaması kaçınılmaz olacaktır.

Bu nedenle;

Sürecin ekonomik kaynakların paylaşıldığı gerçeğini dillendirmeyen kuruluşların oluşturduğu tehlike iyi anlaşılmalıdır. Bugün para içinde yüzen dernekleri bu açıdan iyi izlemek gereklidir.

Onların deşifre edilmesi ve anlaşılabilmesi için ise aşağıdaki sorular sorulmalı ve yanıtları dikkatle izlenmelidir.

-Bu dernekler bu güne kadar hangi alanı korumuşlardır? Kullandıkları para doğru yere gitmiş midir? Projeleri hangi alanlarda yürütmüşlerdir ve proje yürüttükleri hangi alanı korumuşlardır? Bu STK’lar kimler için geçim kaynağıdır? Ulusal büyük gazeteleri en iyi kimler kullanmaktadır ve neden? Bizimle kendisini mi aklamaktadırlar, yoksa STK onlar için bir geçim kaynağı mıdır? Bu mücadeleye katılanlar, gerçekten siyaset (halk adına karar alınmasını sağlamak) için mi geliyorlardır, yoksa kendilerini var etmenin amacı mıdır?

Bu soruların yanıtları aslında süreçte ortalıkta durmaktadır.

Sadece fotoğrafları iyi okumak yeterlidir.

Önümüzdeki sürece gelince kısacası, varlık ya da yokluk mücadelesidir.

Sonuç olarak yapılan halk için kararlar almaksa ve bunun adı da siyaset ise; bunun halkı kandırmayanlarla kurulacağı ve halka rol yapmayanlarla olması gerçeğidir.” (Hediye Gündüz)

“Bizler burada, Dünya Su Savaşı’nın Türkiye cephesinde, vadilerimizde, derelerimizde, meydanlarımızda bu toprakların onurlu isyanıyız. Sularımızın satışı karşısında işgalcilerin “yenilenebilir enerji” kandırmacasını gevelemekteyken, biz başımıza gelen vahşi şirket emperyalizmini teşhis ve teşhir edenleriz. Bu patronların paravan örgütlenmelerine karşı göstereceğimiz uyanıklık şüphesiz zaferimizde belirleyici olacaktır. Bu tarihi eşikte bu duruşu gösterebilmek ve bu sözü söylemek bilakis bizim Tema’ya en halisane duygularla katkı koyduklarından hiçbir kuşkumuz olmayan yüz binlerce duyarlı insanımıza karşı tarihsel sorumluluğumuzdur. Bizler buradaki toplumsal muhalefetin, tüm dünyada deşifre olmuş böylesi patron, düzen ve uzlaştırma yapılarının yollarına gelecek kolay lokma olmadığını şimdi bir kez daha göstermekle mükellefiz.

Sayın Profil, şahsen neden katılmıyorum bu organizasyona, kip neden sokaklarda efsane? Biz meydanlara akarken oradaki her bir yürekle birlikte attığımızı, bir onurlu öfkenin isyanı olarak eşsiz bir ruhsal deneyimi paylaştığımızı hissederiz. Çoğaldıkça coşarız öyle. Benim topraklarımı işgal eden, yaşam alanımı tarumar eden, üzerime köpeklerini salan, yıllardır dövüştüğüm düşmanımın sosyal sorumluluk projesiyle ortak bir hissiyatım nasıl mevzubahis olabilir? Siz kimlere yurt sevgisi öğretmeye kalktığınızın farkında mısınız, birlik, beraberlik hamaseti neyin birliği, kurtla kuzunun mu, ondan mı adını koymaktan çekinmeniz? Eğer hakkında hissiyatınızda samimi iseniz, biz tam da bu suistimale dikkat çekiyoruz.” (Ebru.Erbaş)

-Israrla mütevelli heyetinin yönetime bir etkisi olmadığı söyleniyor. Ancak TEMA’dan yapılan açıklamalar gösteriyor ki yılda 2 defa yapılan MH toplantıları sonucunda vakfın yönetiminin nasıl işleyeceğine dair kararlar çıkıyor.

-Gönüllülerinin ve çalışanlarının bağımsız olarak hareket edemediklerine karşı yapılan açıklamaların hiçbirisi gerçeği yansıtmıyor TEMA’da hem mütevelli heyetinin hem de yönetimdeki emekli asker-bürokrat-vs.nin vakfı kendi kafalarına göre ve rant sistemi içerisinde yönettiği biliniyor. Uygar Özesmi’nin genel müdür olduğu dönemde zaten çok saçma olan ağaçlandırma projelerinin sonlandırılması ve gerçekten doğanın korunmasına yönelik çıkışlar yapılmasının ardından, bir punduna getirip içinde yapılan ihtilal sonucu yönetimin devrildiği ve bitirilen projelerden rant sağlayan kişilerin yönetime gelmesinden sonra Uygar Özesmi ve ekibinin istifa etmeye zorlandığı herkes tarafından biliniyor.

-Loç’taki ve Aksu’daki HES’lere karşıdır deniyor, ancak KİP’in açıklamasının olduğu haftanın sonunda genel müdürü Orhan Doğan “TEMA olarak HES’lere karşı değiliz” diye bir açıklama yapıyor.

-TEMA’nın hiçbir şirkete ortak olmadığı söyleniyor. Ama yapılan açıklamalardan da anlıyoruz ki daha ahlaksızca bir davranış olan şirketlere logosunu parayla sattığı açıklanıyor.

-Mesleğimden ötürü (Yaban Hayatı Araştırmacısıyım. TEMA’nın ağaçlandırma çalışmalarının ve özellikle meşe tohumu dikme kampanyası döneminde dikilen alanların %80’inde dikilen fidanların kuruduğu ve tohumlama alanlarının çorak toprağa döndüğünü bizzat gözlemleyebiliyorum. İsteyen gidip ağaçlandırma alanlarına ve dikim alanlarına kendisi bakabilir. Özellikle İçanadolu bölgesinde, insanların TEMA’ya verdiği paralar çorak topraklara gömülmüş durumda.

-2006 yılında ben ve GDO’ya Hayır Platforumu’ndan arkadaşlarımızın TEMA’nın mera açma vs. kampanyası ile ilgili yazdıklarımız üzerine; vakfın yaptığı açıklama sonucunda; bu alanlarda Monsanto Roundup’ı kullandığı ortaya çıkmıştı. Bu herbisitin de insan ve hayvanların karaciğer hücrelerini öldürdüğü, bitki ve hayvanlarda genetik bozukluğa yol açtığı bilimsel bir gerçek ve biz bu konuda TEMA’nın bu ilacı kullanmasının yanlışlığını dile getirenler; Avukatlarının yavuz hırsız misali bize özelden gönderdiği “Bu konuda yazmaya devam ederseniz sizleri mahkemeye vereceğiz, sürüm sürüm sürüneceksiniz” tehditlerine maruz kalmıştık.

-TEMA Vakfı’nda temsilciler yalnızca kendilerine emredilen ve izin verilenleri yapar. Bunu istediğiniz kadar açıklamaya çalışsanız da eski gönüllüleri olanları kandırmanız pek de mümkün değil. Hiçbir temsilcisi ya da gönüllüsü yönetimden bağımsız hareket edememektedir. Geçmiş yıllarda tüm çabalarına rağmen üst kadrodan kabul görmediği için birçok konuda gönüllülerin elleri kolları bağlanmıştır.

-TEMA yaptığı bazı ağaçlandırma çalışmaları sonucunda birçok bölgede ekosistem tahribatına yol açmıştır. Özellikle bozkır ve bataklık alanlarda yapılan ağaçlandırmalar sonucunda birçok kuş türünün bölgeyi terk etmesine sebep olmuştur.

-TEMA Vakfı mütevelli heyetindeki ve yönetimindeki kişilerin yönlendirmelerine göre hareket etmektedir. Orman yangınlarıyla ilgili açıklamalar yaparken; Güneydoğu’daki kirli savaşta askerlerce yakılan hektarlarca orman alanı ile ilgili bir tane bile açıklama görmeniz; Borusan ya da ORYA Holding hakkında tek bir açıklama yapıldığını görmeniz mümkün değildir.

Kısacası ne kadar açıklama yaparsa yapsın TEMA’nın elle tutulacak hiçbir yanı kalmamıştır. Eğer gerçekten doğayı seven insanlarsanız; ki gönüllüleriyle ilgili hiç kimse bir laf etmiyor eleştirilerin hepsi yönetimi ile ilgili; bu paravan vakıfla değil, gerçekten doğa koruma mücadelesinde samimi olanlarla, yaşam savunucularıyla hareket etmek daha doğru olacaktır diye düşünüyorum.” (Selçuk Armağan, Yaban Hayatı Araştırmacısı- Doğa ve Çevre Suçları Uzmanı )

“…TEMA Vakfının  “sınırlı ve sorumlu” çevreciliğinin kanıtı sayılabilecek biçimde 2009 Eylül ayında çok sayıda akademisyenin imzasını taşıyan “Nehir tipi santrallerle ilgili HES görüşü” başlığıyla yayınlanmış bir metni var. Burada özetle HESlere değil, bunlarla ilgili bazı yanlışlara karşı çıkılıyor. “Memlekete enerji de lazım” fikri, benzerleri gibi bu metnin de değişmez ön kabulü ve temel dayanağını oluşturuyor. Ve biz bu çalışmadan nasıl yararlanıldığını somut olarak HES karşıtı eylemler içinde öğreniyoruz. Söz konusu vakıfla pratikte karşı karşıya geldiğimiz her seferinde, ellerindeki metni “siz akademisyenlerden daha mı iyi biliyorsunuz” demek için en çok bizim gibilere karşı kullanıyorlar.

Bizi ancak bir değirmen çevirebilecek güçteki dereler üstüne bile HES kurmaya kalkışılmasını aklı almayan köylüler anlıyor. Ayrıntılı biçimde gerçekleri anlattığımızda, “ama bunu yapan bu vatanın evladı, hatta insan değildir” diyen yaşlı amcalar anlıyor. HES havzasında kalan tarlaları kamulaştırılarak eline üç beş kuruş tutuşturulan ve yüzlerce yıllık yaşam tarzından koparılan çiftçiler anlıyor. Bizi,  “Çok hayırlı bir iş yapıyorsunuz, Allah yolunuzu açık etsin” diye dua ederek uğurlayan bir köy imamı anlıyor. Ramazan ayında bir köyde teravih namazı sırasında sunumumuza ara vermek istediğimizde, “Bu da bir ibadettir hocam, devam et” diyen köylüler anlıyor. (Ne tesadüf ki, aynı olayı Karadeniz’de benzer bir çalışma içindeki arkadaşlarımız da yaşıyor.)  Belki bizi, “Asıl vatansever sizsiniz” diyerek önceleri kafa tokuşturmaktan kaçındığımız ama sonra böyle şeylere aldırmamak gerektiğini kendilerinden öğrendiğimiz köylüler; belki suyu kesildiğinde ölecek olan balıklar, kurbağalar, kurtlar, kuşlar da anlıyordur; bilemiyoruz.

Bu nedenlerden ve her şeye rağmen yalnızca HESlere değil, daha fazlasına ve tüm kapitalizme hayır! Enerjiye, çok şeritli yollara, köprülere, gökdelenlere, insan müsveddesi haline getirilme pahasına beton kentlere doldurulmayı kabul edenlere hayır! Sürekli her birimizi “kırk katır mı istersiniz, yoksa kırk satır mı” diye seçim yapmaya iten bu düzene ve kendini çaresizmiş gibi seçim yapmak zorunda hissedenlere hayır! Dünyayı değiştirmeye ve kendini de değişen dünyayla birlikte değiştirmeyi göze alanlara evet!” (Mehmet Polat/Fethiye 27.01.2011)

Uzatmanın gereği yok. Bu güne kadar bunları deşifre etme gereği ve gücünü kendinde Karadeniz İsyandadır Platformu bulduğu için bu deşifre yapılmıştır.

Bu noktada Karadeniz İsyandadır’ın kararlı tavrı son derece nettir: Derhal bütün inşaatlar durdurulmalı, bütün HES projeleri iptal edilmelidir. Demokratik, halkın karar alma süreçlerine katıldığı, suyu hak olarak tanıyan suya erişimi paraya bağlamayan yeni su politikaları oluşturmak için hükümet derhal adım atmalı, hükümet tarafından haksız yere kamulaştırma yoluyla toprakları ellerinden alınıp şirketlere verilen köylülerin gasp edilen hakları tazmin edilmelidir.

Sonuç ortadadır.

TEMA yakışıklı HESleri savunmaktadır

TEMA Tabiatı bozuk yasayı savunmaktadır.

Ainesi iştir kişinin lafına bakılmaz bay TEMA!

Gönüllülerin arkasına saklanma Bay TEMA!..

TEMA’ya karşı olmak için yönetimindeki şirketlerin HES projesi yapıyor olması da gerekmiyor “Kaldı ki  zaten ne yapalım her hareketlerini kontrol edemeyiz ki, YK’nin MH’mizin” diyor ve “Önemli olan gönüllülerimizin çabaları” diyerek gönüllülerin çalışmalarını öne çıkartıyor. TEMA’yla ilişkili ve beraber proje yaptıkları şirketlerin doğa katliamlarını ortaya koymak elbette önemli fakat aynı zamanda asıl tüm şirketlerin sonu gelmez ve doğa, kültür, yaşam tanımaz endüstriyel faaliyetlerinin sonucu olarak ekolojik kriz yaşanmaktadır. Tüm şirketler bu alanda asla kendilerini sorumlu tutmazken hatta ekolojik ve ekonomik krizlerin yükünü hükümetlerle birlikte yoksul ve yoksun bırakılanlara emekçilere yüklemeye kalkışırken bu çevrelerle birlikte yapılacak işlerle projelerle yüz binlerce gönüllüyü bu sorunların çözümü için çalışıyorlarmış gibi kandırmanın hesabını asla gönüllüler değil TEMA yönetimi vermek zorundadır.

Gönüllüler gerçek bir samimiyetle özveriyle yıllardır bu ekolojik krize karşı çare bulmak niyetiyle sizlerin sahte projelerinde çalışıyorlar. Bay TEMA, sen ne yapıyorsun bu gönüllülerin işlerini daha çok sponsorluk daha çok fon bulmak için dosyalarında hammadde olarak kullanıyorsun. Referans olarak gösterilen Projelerde binlerce gönüllünün emeği alın teri düşüncesi ömrü vardır. Ama bu projelere destek(!) olan şirketler acaba nehirlerimizi kirletmiyor sularımızı zehirlemiyor fosil sularımızı tüketmiyor da ne bileyim asla bu ülkenin ne ekonomik ne politik yönetiminde olmamış olan işçiler köylüler solcular ekolojistler komünistler mi yapıyor bütün bunları?

Gölcük arazisi Koç’a verilirken TEMA ne yaptı?

“SEKA’nın Gölcük’teki fidanlık arazisinin Koç’a bedava verilmesi sırasında da Bay TEMA’nın duruşu çok ilginçtir. Söz konusu arazinin değeri, o zaman 8 trilyon TL’ydi. SEKA fabrikasının yenilenmesi (revizyonu) için 3 trilyon TL gerekiyordu. İnsan hiç olmazsa, o araziye karşılık fabrikanın yenilenmesini yaptırırdı o beleşçiye. Bedava verilen arazi yetmiyormuş gibi, o beleşçiye bir de %200 yatırım indirimi sağlandı. Yani, Koç yaklaşık 10 yıl vergi de vermeyecek. Fidanlığı da kesti, tıpkı üniversite yerleşkesi yapmak için İstanbul’daki orman ağaçlarını (hem de yargı kararına karşın) kestiği gibi. Ünlü TEMA da ağaç kesimini destekledi. Kargaları güldürecek mantıksız açıklamalar yaptı. Çünkü, Koç TEMA’nın destekçisi, sponsoruydu. Koç, zeki adam doğrusu. Nereye ne amaçla koltuk çıkacağını biliyor. Ben bu olayı öğrendikten sonra, TEMA üyeliğinden ayrıldım.”

( Emekli Pilot Binbaşı Erol Soysever / Süvari Dergisi, 2005 )

“… oluşturulmasına 1936 yılında başlanan SEKA ormanı, elli yıllık emeğin ürünüdür; binlerce çam ve kavak ağacının kapladığı bir arazidir. Buranın önemli bir özelliği de, SEKA’ya hammadde üretim kaynağı olmasıdır. … Böyle önemli bir araziye fabrika kurulur mu; Kocaeli’nde fabrika kurulacak başka arazi kalmadı mı?! … Neden devlet arazisi tercih ediliyor; milyonlarca dolarlık yatırım yapan firmalar, başka arazi bulamıyor mu?! Aklımıza başka şeyler geliyor; yani, diyet ödemeler; sizi İktidara getirenlere borç ödüyorsunuz…. Koç grubunun burayı tercih etmesinin bir başka nedeni de, körfeze, yani bu arazinin kıyı çizgisine liman yapma düşüncesidir…  Bburada neden ÇED raporu aranmadan ve bedava veriliyor ve 26 Temmuzda temelinin atılması hazırlıklarına başlanıyor?! … “Yeşili koruyalım, ülke erozyona uğramasın” diyen TEMA’cılar ve “denizi kirletmeyelim” diyen çevreciler neredeler; neden susuyorlar?”

( Mehmet Ali Yavuz, Konya Milletvekili, TBMM 20. Dönem, 124. Bileşim tutanakları )

TEMA DESTEKÇİLERİ VE…  PROJELER!

  • Baku Tiflis Ceyhan (Kaçkar Dağları Orman Koruma ve Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Projesi)
  • Cadbury (Sakız Ağaçlarına Sevgi Aşılıyoruz Projesi)
  • Evyap (Erzurum – Çat – Bozyazı ve Göbekören Köyleri Erozyon Önleme Amaçlı Kırsal Kalkınma Projesi)
  • Hollanda Başkonsolosluğu-Matra-Kap Programme (Çanakkale – Bayramiç, Ezine, Ayvacık, Pazarköy, Uluköy, Türkmenli, Pıtırelli, Ahmetçeli, Kösedere, Gülpınar, Tuzla Köylerinde Gübre Kullanımında Toprak Analizlerinin Teşviki Projesi)
  • Izoder (Kaçkar Dağları Orman Koruma ve Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Projesi)
  • İş Bankası (81 İlde 81 Orman)
  • Koç Holding (Bolu – Seben-Kozyaka Köyü Erozyonu Önleme Amaçlı Kırsal Kalkınma ve Mera Islah Projesi)
  • Koç Holding (Kırıkkale – Keskin – Kavurgalı Köyü Kırsal Kalkınma Projesi)
  • Koç Holding (Kırıkkale – Keskin – Kurşunkaya ve Kavurgalı Köyleri Sulama Suyu Temini ve Bitkilendirme Alt Projesi)
  • Koç Holding (Ülkem için Ormanlar)
  • Metro Cash & Carry (Bursa – Büyükorhan – Ericek Köyü Erozyon Önleme Amaçlı Kırsal Kalkınma Projesi)
  • Mitsui Co & Ltd. , Mitsui Çevre Fonu (CROP-MAL” Marjinal Kurak Alanların Koruması için Rasyonel Fırsatlar Yaratılması Projesi)
  • Nestle Türkiye (Antepfıstığı Üretiminde Verim ve Kalitenin Arttırılması Projesi)
  • Opet (Kaçkar Dağları Sürdürülebilir Orman Kullanımı ve Koruma Projesi)
  • Sabah Gazetesi (Adıyaman Organik Bal ve Ana Arı Üretim Projesi)
  • Sabah Gazetesi (Erzurum – Pasinler – Kotandüzü ve Yayladağ Köyleri Erozyon Önleme Amaçlı Kırsal Kalkınma Projesi)
  • Sn.Asım Kocabıyık (Afyonkarahisar – Sinanpaşa – Tazlar Köyü Erozyon Önleme Amaçlı Kırsal Kalkınma Projesi)
  • Sn.Nihat Gökyiğit (Artvin – Borçka – Camili Köyü Doğal Varlıkları Koruma Amaçlı Kırsal Kalkınma Projesi)
  • TOBB (Ankara – Kalecik – Değirmenkaya Köyü Erozyonu Önleme Amaçlı Kırsal Kalkınma Projesi)
  • TOBB (Tekirdağ – Malkara – Kermeyan Köyü Erozyonu Önleme Amaçlı Kırsal Kalkınma Projesi)
  • Ülker (Kırklareli – Babaeski – Kuzuçardağı ve Karacaoğlan Köyleri Erozyon Önleme Amaçlı Kırsal Kalkınma Projesi)

Etkinlik Destekçileri

İş Kültür Sanat• Karamancı Holding• Koç Holding• Migros• Point Otel Barbaros• Yapı Kredi Bankası•

Şartsız Destekçiler

Arçelik• Ark İnşaat• Divan Otelleri• Microsoft• Migros• STEPPEN• Şekerbank• Türk Ekonomi Bankası• Vehbi Koç Vakfı•

Ayni/Hizmet Bağışçılar

Acar Group• Accenture Danışmanlık• Arvato Çağrı Merkezi• Boyner• Borusan Telekom• euro.message• gittigidiyor.com • Logo Yazılım •Migros• ODC• Sürmeli Otel, İstanbul•

Gayrimenkul Bağışçıları

Merhum Lütfü ÖNCÜL• Nilgün GİDER• Turan DEMİRARSLAN•

Ağaçlandırma Projeleri

Akçansa• Attaş Alarko• Ekşi Sözlük• Corendon International Travel• B.V. Isısan• idefix• İşbir Yatak• Multinet• Novartis•  OTİ Holding• Şekerbank• TEB Arval• Türkiye Ekonomi Bankası• Vakıfbank• Yapı Kredi Bankası• Yılmaz Ulusoy•

Onursal Üyelerimiz

Ran Lojistik•

TEMA Kurumsal Beyan 2007 belgesinden alıntıları da sıkıştıkları konularda TEMA’yı adeta Gönüllülerin yönettiği imajı yaratmaya çalışılmasına karşı takdirinize sunuyoruz;

“4.1.1 Görev ve Sorumlulukları:

Mütevelliler Heyetinin belli başlı görev ve sorumlulukları aşağıda yer almaktadır:

  • Yönetim Kurulunu seçmek, denetlemek ve ibra etmek,
  • Danışma Kurulunun önerilerini değerlendirerek karara bağlamak,
  • Gerektiğinde resmi senedi değiştirmek,
  • Vakfın malvarlığı ve teşkilatlanmasıyla ilgili tasarrufi kararlar almak,
  • Mütevelliler Heyetinin boşalan üyeler inin yerine yeniler ini kabul etmek, vakıf üyeliği ile bağdaşmayan üyelerin üyeliğine son vermek,
  • Denetim ve Danışma Kurulu üyeler ini seçmek veya görevlerine son vermek,
  • Vakfın feshine veya tasfiyesine karar vermek,
  • Vakfın etkinlikleriyle ilgili genel politikaları belirlemek,”

“karar alma mekanizmaları belirlenmiş ve Vakıf içi düzenlemeler ile yazılı hale getirilmiştir  Vakıf belirlenmiş değerler ve üzerinde fikir birliğine varılmış yöntemler ile uyumlu hareket ederek uyguladığı programların misyonuyla uyumlu  çıktılara ulaştığını doğrular ve bu sonuçları şeffaf bir şekilde raporlar.

“4.2.1 Yönetim Kurulu:  Üyeler   Görevi   Görev Süresi

Prof. Dr. Çelik Kurtoğlu   Yönetim Kurulu Başkanı   1 yıl, Kemal Yavuz  Yönetim Kurulu Başk. Yrd.   1 yıl, Nuri Çolakoğlu   Üye  1 yıl, Fikret Evyap   Üye  1 yıl, Halil Güngör   Üye  1 yıl, Vahide Gigin   Üye  1 yıl, Prof. Dr. Gülsün Sağlamer  Üye  1 yıl, Ayduk Esat Koray   Üye  1 yıl, Ali Koç  Üye  1 yıl, Nermin Tol  Üye  1 yıl, Meral Gezgin   Üye  1 yıl,

  • Yönetim Kurulu 11 üyeden oluşmaktadır.

A. Misyon-Vizyon: Yönetim Kurulu Vakfın misyon ve vizyonunu belirleyip kamuya açıklamakla sorumludur. Vakıf misyon ve vizyonunu belirlemiş ve internet sitesi vasıtasıyla kamuya açıklamıştır.

B. Strateji belirleme:  Yönetim Kurulu Vakf ın kurumsal misyonuna uygun genel stratejiyi oluşturur, kaynakların uygun ve etkili kullanılıp kullanılmadığını denetlemektedir.

“4.4 Ortaklar

Vakıf, hesap verebilirlik ve dürüstlük standartları doğrultusunda, yasadışı ve etik olmayan çalışmalar yapan kurum veya kişiler ile herhangi bir bağlantıya giremez ve bu konuda azami özeni gösterir.

“5.1 Gelirler:

Vakfın mali yapısı aşağıda yer alan gelirlerden oluşmaktadır :

5.1.1 Bağışlar:

a. Projelere yapılan bağışlar

b. Vefat ile gelen bağışlar

c. Şirketlerden gelen toplu şartlı/şartsız bağışlar

d. Bireysel şartlı/şartsız bağışlar

5.1.2 Kar Getiren Ticari Etkinlikler:

Vakıflar Yasası doğrultusunda Vakıfların kar amacı güden etkinliklerde bulunmaları yasaktır. Ancak Vakıfların kendi bünyelerinde yer almadan Vakfa bağlı bir şirket olarak kar amaçlı etkinliklerde bulunmalarına ilişkin yapılan son düzenleme bu konuda Vakıflara bir seçenek sunmaktadır. TEMA Vakfı da bu düzenlemeden yararlanmış ve TEMA Vakfı İktisadi İşletmesi kurulmuştur. Vakıf Resmi Senedi Madde 3’te bu husus “vakfın amacı ve hizmet konuları bölümünde k fıkrasında yer aldığı üzere örnek uygulama projelerinin etkili bir şekilde yürütülmesini sağlamak ve amaca yönelik etkinlikler ini gerçekleştirmek için şirket ve/veya ticari işletme kurabilir ve/veya mevcut bir  şirkete iştirak edebilir”  şeklinde yer almıştır.

TEMA’nın kar amacı güden ticari etkinlikleri TEMA Vakfı İktisadi İşletmesi tarafından yerine getirilmektedir.

5.1.3 Yardım Toplama:

TEMA gerçekleştireceği hizmetlere yönelik olarak Vakıf Senedi Madde3, g fıkrası doğrultusunda yurtiçi ve yurtdışında yardım toplayabilir.

5.1.4 Diğer Gelirler:

  • Yapılan organizasyonlardan elde edilen gelirler
  • Kira gelirleri
  • Fon gelirleri

(Alıntılarda yazım hataları aynen aktarılmıştır)

http://www.emekdunyasi.net/ed/cevre-ekoloji/11221-tema-kocaman-sirketlerin-kocaman-vakfi

Ve TEMA Vakfı’nın ipliği pazara çıktı!.. Sermayenin Halkı Uyutmak İçin Kurduğu ‘Çevre’ Tezgahı

Su ve yaşam alanı savaşlarının ‘yaramaz çocukları’ Karadeniz İsyandadır Platformu (KİP), 14 Ocak’ta düzenlediği basın açıklamasıyla doğa katili şirketleri aklayan sözde çevreci oluşumları deşifre serisine Türkiye Erozyonla Mücadele Vakfı (TEMA) ile başladığını duyurdu ve suları yağmalayan HES’çi şirketlerin TEMA ile ilişkilerini ifşa etti.

KİP açıklamasına, Türkiye’de ekoloji mücadelelerinin yükselişe geçtiği ‘90’ların başında, bu alana ‘vaziyet etmek’ gereğine uyanan yağmacı patronların icadı TEMA’nın kurucu ve mütevellilerinden bazı isimleri hatırlatarak başladı: “Cem Boyner, Aydın Doğan, Faruk Eczacıbaşı, Rahmi Koç, Halis Komili, Osman Kavala, Mustafa Balbay, Sabri Ülker, Fikret Evyap, Hüseyin Özdilek, Asım Kocabıyık, Nihat Gökyiğit… Biliyoruz; bu isimleri paylaştığımız andan itibaren, gazetelerinizde ve televizyonlarınızda bu basın açıklamasının haber olma ihtimali neredeyse yok gibi…

Doğruydu, büyük medyanın bu yanları dardı ama yaşam alanı kavgalarında TEMA’nın fasonluğu giderek teşhis edilmekteydi. TEMA bugüne kadar sözde apolitik bir çizgide yürüttüğü fidan kampanyaları gibi ‘rötuşlarla’ kamuoyunu meşgul ederken, asıl işlerin bitirildiği ormanlarımızın müteşebbislere açılması, sahil yolu yağması, nükleer santral ihaleleri, GDO katliamı gibi süreçlerde yer yer patronlarının çıkarlarıyla eşgüdüm halinde çalışması, yer yer meşrulaştırıcı, hafifleştirici, gözden kaçırıcı gayretleri, uzlaşmacı tavırları, en hafifinden sessiz kalışlarıyla kendini tanıtmıştı.

ORYA da orada!

Şimdi de sularımızın satışına karşı girişilen HES mücadeleleri TEMA patronlarına tosluyordu: Kastamonu’da Loç Vadisi’ni katleden HES’çi ORYA Enerji’nin patronu Orhan Yavuz da, tabii ki doğasever bir büyüğümüz olaraktan TEMA yönetimindeydi. Loç’lular ve dayanışmacılar HES’in kurulacağı yerde aylarca çadırlarda nöbet tutmuş, kepçeleri dere yataklarından sökmüş, 28 gün boyunca Karaköy’deki şirketin kapısında oturmuş, nihayet Orhan Yavuz’un inşaatına mührü vurdurmuştu. ORYA Enerji ise bu süreçte, “Firmamız TEMA vakfının kurucuları arasındadır. Yönetimindedir. TEMA’nın diktiği milyonlarca ağaçta katkısı vardır,” diye savunma yaparken direnenleri defalarca darp ettiriyor, köyün telefonlarını, elektrik hatlarını kestiriyor, polisle, jandarmayla tehdit ediyor, akla gelecek türlü kurnazlıktan medet umuyordu. Yılın ilk günü yürütmeyi durdurma kararının gelmesiyle şirket önündeki oturma eylemi sökülürken “OrYa TEMA’ya söyle, gelsin seni kurtarsın!” sloganı atılıyordu.

KİP’lileri TEMA hakkında bu açıklamaya sevk eden bir diğer kapışma Çoruh’ta, İspir Aksu Vadisi’nde yaşanıyordu. Burada da katliamının TEMA içerisindeki şirket tarafı BORUSAN Holding’ti. Erzurum, Ağrı, Dersim ve Ordu vadilerinde HES taarruzunu sürdüren, sadece İspir Aksu vadisinde 19 köyün yaşam alanını katleden sanatın ve sanatçının dostu BORUSAN’ın patronu ve TEMA mütevellisi Asım Kocabıyık, bir yandan da TEMA ile kendi köyünü kalkındırma projeleri yürütüyor, tabii ki bu halisane gayretleri basınımızın daha çok ilgisini çekiyordu. Ancak bu sezonun açılışıyla Borusan’ın prestij kaynağı konserlerinin önüne taşınan Aksu eylemlerinde, bu reklam kokan yakınlaşmalar da dile dolanınca, BORUSAN’ın kurumsal web sitesinden Köy Kalkınma Projeleri ile ilgili duyuruları kaldırdı, www.iyienerji.net diye komik isimli siteler kurarak yaşam savunucularına cevap vermeye girişti.

İşte bu fiili kavgalar üzerine şimdi KİP, “Sularımıza, topraklarımıza, doğamıza sahip çıkmak uğruna bugün yürüttüğümüz mücadelede TEMA şirketlerin safındadır. TEMA şirkettir, TEMA şirketlerin bir maskesidir,” diyordu: “Anadolu’da 2000’den fazla HES projesi sürerken, bu HES’lere karşı verilecek mücadelelerin altının boşaltılması, gerçeklikten uzaklaştırılması gibi misyonları üstlenmiş bu oluşumun deşifre edilerek mücadelelere yakınlaşmasını engellemek zorundayız. HES’lerin enerji politikalarıyla ilgisi olmadığı, suyun ticarileştirilmesini, su havzalarının ve toprakların şirketlere devredilmesini amaçlayan projeler olduğu biliniyor. TEMA ise HES’leri hükümetin dayattığı enerji sorunu çerçevesinde ele almakta ısrar ederek, bu yağmanın üstünü örtmeyi amaçlıyor. Halen HES’lerin yenilenebilir veya temiz enerji oldukları yalanını tekrarlıyor. (Nehir tipi HES’lerin yenilenebilir alternatif birer enerji kaynağı olarak kabul edilebileceği, ancak inşaat ve işletme aşamalarında uyulması gereken kurallar ve ilgili denetim mekanizmalarının tam ve doğru olarak belirlenmesi gerektiği…” TEMA’nın ‘bilimsel’ HES raporundan… TEMA yöneticileri HES’lere karşı olmadıklarını farklı vesilelerle de dile getiriyor.) Bu çıkışımız, TEMA’nın doğa sevgilerini suiistimal ederek mücadeleden düşürdüğü, pasifize ettiği binlerce gönüllü adınadır. Bizler buradaki toplumsal muhalefetin, tüm dünyada deşifre olmuş böylesi patron, düzen ve uzlaştırma yapılarının yollarına gelecek kolay lokma olmadığını şimdi bir kez daha göstermekle mükellefiz.”

Tabii TEMA bu densiz çıkış karşısında hemen soğukkanlılığını kaybetmedi. Koskoca şirketlerin TEMA’sı isyancılarla muhatap olacak değildi. Sanki KİP, TMMOB salonunda halka açık basın açıklaması yapmamış gibi, “son dönemde internet ortamında yayınlanan çeşitli konulara açıklık getirmek üzere” hazırladığını belirttiği ve bilinen teraneleri tekrarladığı metni üyelerine servis ederken, uyarmayı ihmal etmiyordu:

“Ekte, sadece sizlerin bilgisine sunulmak üzere bir açıklama metni hazırlanmıştır. Bu metni basın ile paylaşmamanızı önererek, konuyla ilgili olarak sizlere yöneltilebilecek sorulara karşı cevap niteliğinde değerlendirmenizi rica ederiz…”

Yaşam savunucularının bu ‘iç yazışma’ya öfkeleri ise ağlarda patlıyordu: “Siz İstanbul’un yegâne Karadeniz ormanlarının bağrına saplanan Koç Üniversitesi’nin vebalini daha kaçfi danla ödeyebileceğinizi sanıyorsunuz? Siz Gölcük Seka Ormanı’nı daha kaç meşe palamudu ile unutturabileceğinizi sanıyorsunuz? Siz Karadeniz’in tüm sahil şeridinin imhasını daha kaç yalanla meşrulaştırabileceğinizi sanıyorsunuz? Siz ‘enerji’ dümeniyle sularımız yataklarından koparılıp satılırken daha kaç akarsuyumuzu paketleyebileceğinizi sanıyorsunuz? Anadolu yok edilirken, daha kaç dönüm toprağımızı zehir tacirlerine açabileceğinizi sanıyorsunuz? Tüm doğal ve kültürel varlığımız vahşi bir piyasanın katline teslim edilirken, daha kaç cenazemize çelenk makbuzu kesebileceğinizi sanıyorsunuz? Halkımızın bu Truva Atları ile oyalanacak aptallar yerine konmasına daha ne kadar seyirci kalacağımızı sanıyorsunuz?” (Yazıya kutu olarak eklenen bilgileri de lütfen dikkate alınız.) 

Evet, Truva Atları TEMA’dan ibaret değildi, hatta TEMA’nın bunca hizmet ve rezaletten sonra miadını doldurmakta olduğu, sistemin yeni sürümleri çoktan hazır ettiği de öngörülebilirdi. KİP de açıklamasında benzeri oluşumların deşifrelerini sürdüreceğini de duyuruyor, mücadele edenleri bu süreci desteklemeye çağırıyordu.

Sürekli kıvırtma!

KİP’in bu TEMA çıkışı, su savaşlarının ülkemizde vardığı noktada, mücadele alanında belirginleşmekte olan safl aşmada önemli bir aşamaya işaret ediyordu. Bir safta ‘eleştirisinin merkezine toplumsal adaleti yerleştirebilen bir eko-politik muhalefet’, küresel kapitalizmin saldırısı altındaki yaşam alanlarımızı özgürleştirme mücadelesini yükseltiyor. Derdimizin suların, toprakların, korkunç ormanların, dağ başlarının, ıssız sahillerin, bakımsız mahallelerin, garların, vapur düdüğünün, iyot kokusunun, ne sandınız, solunacak havanın yani tüm ortak mülkiyet alanları ve kaynaklarıyla yaşamın ticarileştirilerek vahşi bir piyasanın talanına açılması meselesi olduğunu tespit ve teşhir ederek ilerliyor. Öte yanda sistemin kendi muhalefetini oluşturan paravan yapılar, fonlanan oluşumlar, yer yer oportünist salvolar, her halükarda romantik bir çevreci hassasiyetle örülen, meseleyi politik bağlamından koparan uzlaşmacı yaklaşım, suların satışının resmi kılıfı olan sözde ‘enerji ihtiyacı – çevre tahribatı ikilemi’ çerçevesini meşrulaştırmakta giderek zorlanıyor. (Arnd-Michael Nohl bu uzlaşma yapılarını ‘Sanayi Çevrecileri’ ve ‘Doğa ve Çevre Korumacıları’ başlıklarında ele alıyor: “Sanayi çevrecilerinin, çevre korunmasını endüstriyel ilerleme ya da kâra göre ikincil tuttukları özetlenebilir. Ancak menfaatleriyle bağdaştığı ölçüde, çevreci olarak sahneye çıkmaktadırlar. Bundan dolayı çalışmaları ikiyüzlü bir görünüm sunmaktadır: Kendilerini halka, çevreye duyarlı olarak gösterirken, bu imajlarından istifade ederek hükümetin çevre koruma yaptırımlarını engellemeye çalışmaktadırlar.” Türkiye’de Hükümet Dışı Örgütlerde Ekoloji Sorunsalı, Birikim)

Bu saflaşma, siyasi iktidarın vadilerin, mahallelerin, meydanların isyanına son bir yıldır cevap üretmesi ve karşısına almasıyla giderek hissedilir oldu. Hükümetin geçtiğimiz bahar iki kavramı öne çıkararak sözde yeni bir pozisyon açmasıyla ayrım belirginleşti: Bütüncül Havza Planı ve Can Suyu.

Erdoğan ve Eroğlu biraderlerin yeni teklifi kabaca şöyleydi: “70 km.lik derede 22 HES lisansı olmasın peki. Madem Havza Planı yapalım, vadinin şurasında sanayi kurulsun, şurada tarım yapılsın, şurada konut yapılsın, şurada da HES yapılsın şeklinde düzenlemelerle karşınıza çıkalım. Akarsu yataklarında az biraz daha Can Suyu bırakalım.” Bu teklifin ise suların mülkiyeti meselesini çözmediği açıktı. Bir derede 2 HES de olsa 20 HES de olsa netice değişmeyecekti: ‘Su kullanım hakkı’ halktan alınıp firmalara devredilecek, sermaye sulara konmuş olacaktı.

Eko-politik su hareketleri, tüm yeraltı ve yer üstü kaynaklarını halkın ortak varlığı olarak kabul etmeyen düzenlemelere rıza göstermeyeceklerini ve halkı HES’lere uzlaştıracak yaklaşımlara hoşgörüyle bakmayacaklarını ifade ettiler. Karadeniz İsyandadır Platformu, Munzur Koruma Kurulu, Derelerin Kardeşliği Platformu, Çoruh Havzası gibi tabana yayılan lokomotif hareketler, Suyun Ticarileşmesine Hayır Platformu (STHP) çatısındaki meslek odaları, emek örgütleri ve diğer yapılar bu saftaydı. İşte biz de geçen sayıdaki 26 Aralık Kadıköy Mitingi yazısının finalinde onlardan bahsediyorduk.

Öte yandan kabaca Su Meclisi bileşenlerinden oluşan romantik kanat, bu havza açılımına, AB normlarına uygunluğu, çevreye verilen zararı sınırlayabileceği, HES davalarında pratik avantaj sağlayabileceği gibi gerekçelerle daha sıcak bakma eğilimindeydi. (Entegre Su Yönetimi, Havza Bazında Yönetim gibi kavramlar 2000’de AB Parlamentosu’ndan geçen Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi ’nde yer almaktaydı. Aslında bu direktif suyu ‘ekonomik bir kaynak/meta’ olarak görerek tanım değişikliği yapmakta, su kaynakları yönetiminde yeni kurumlar, yeni ilişkiler tarif etmekteydi. Nitekim Su Platformu kanadı bu AB normlarına karşı olduğunu belirtmektedir.) Su Meclisi, TEMA, WWF, Greenpeace, Doğa Derneği gibi oluşumlar, suların ticarileşmesine karşı net bir cümle kurmadıkları, pratikte anlamlı bir eylem gücü göstermedikleri gibi Havza Planı’na da itiraz etmediler. 

Ortam şenleniyor!

Ancak bu uzlaştırma gayretlerinin isyanı dindiremediğini, pek de bölemediğini gören Erdoğan ekibi, ‘Yemezse Kasımpaşa’ düzenini alarak tam saha hücuma geçti. Geçtiğimiz yazla birlikte, “Ben çevrecinin daniskasıyım!”, “HES’lere karşı çıkmak vatan hainliğidir”, “Bunlar dışarıdan gelen çevreci tipler!”, “Allianoi diye bir yer yoktur!” zırvalarıyla ortam giderek şenlenmekte. Referandumun ardından HES şirketlerinin şahlanan taarruzuyla kavga kızışmakta. HES’lere karşı her hukuksal kazanımın arkasından dolanacak yol arayan AKP hükümeti, 8 Ocak’ta yürürlüğe giren 6094 sayılı Enerji Kanunu’nda karambole getirdiği bir madde ile SİT alanlarına HES yapılmasının önünü açtı. Meclise sevk ettiği sözde Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma Kanunu tasarısıyla tüm kültür ve tabiat varlığını tasfiyeye hazırlanıyor. Mücadelenin en sıcak aşamaları yeni başlıyor.

Bu tarihi eşikte, yaşam alanı mücadeleleri ile emek mücadelelerini ve tüm diğer hak mücadelelerini ortaklaştırmak solun önünde öncelikli görev olarak duruyor. TEMA ve benzeri oluşumların pastoral senfonisine rağmen mücadele hattımızı, akıl ve ruh sağlığımızı ve bu coğrafyanın varlığını koruyabilmemiz için, solun ülkedeki en ciddi toplumsal muhalefet kaynaklarından biri olan su savaşlarıyla güçlü bir direnç ağı örmesi, tüm arıza birikimimizi devreye sokabilmesi gerekiyor.

Nitekim geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Halkevleri’nin Çevre Hakkı Atölyesi, Toplumcu, Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları’nın Yaşamın Yağmalanmasına Karşı Çalıştay’ı gibi girişimler yaşam mücadelesi çevrelerinde büyük ilgi ve heyecan uyandırıyor.

Yazıyı bitirirken Diyarbakır’daki Mezopotamya Ekoloji Forumu’nda konuşan Çağdaş Avukatlar Birliği’nden Mehmet Selçuk Doğan’ın, “KİP’in TEMA açıklaması toplumsal ekoloji anlamında mücadeleyi on yıl ileri götürdü” yorumu geliyor. Abartıyı iltifat olarak kabul ediyoruz, asıl önümüzde açılmakta olan imkâna işaret etmesi, ülkemizin bu Truva Atlarını püskürteceğine inancımızı pekiştiriyor.

SERMAYENiN HOKKABAZLIK YAPIP HALKI UYUTMAK iÇiN KURDUĞU ‘ÇEVRE’ TEZGAHI

 

Koç Üniversitesi, bir orman katliamının üzerine kuruldu. TEMA ne yaptı? Bu katliamı mazur göstermeye çalıştı!

l “TEMA kurulduğu günlerde mütevelli heyeti de yayınlanmıştı gazetelerde. Hı demiştim, kirleten çevreciliği de vatandaşa bırakmayacak. TEMA gönüllü çalışan binlerce çevrecinin emeği üzerinde bugünlere geldi. Her şeye rağmen çevreciliğin gelişmesinde önemli katkıları olduğunu yadsıyamayız. Mimarlar Odası KOÇ Üniversitesi yapısının binlerce ağaç kesimine neden olacağı söyleyip dava açtığında karşımıza iki dilekçe çıkmıştı, TEMA ve bir mimar; TEMA Koç üniversitesinin ormana zarar vermediğini, tam tersine koruma kullanma dengesi içinde koruyucu yanının olduğunu özetle söylemekte idi. Merak eden Mimarlar Odası arşivinden belgelere ulaşabilir.” Sami Yılmaztürk, İstanbul Mimarlar Odası Genel Sekreteri.

l “Son örnek, SEKA’nın Gölcük’teki fi danlık arazisinin Koç’a bedava verilmesidir. Söz konusu arazinin değeri, o zaman 8 trilyon TL. idi. SEKA Fabrikasının yenilenmesi (revizyonu) için 3 trilyon TL gerekiyordu. İnsan hiç olmazsa, o araziye karşılık fabrikanın yenilenmesini yaptırırdı o beleşçiye. Bedava verilen arazi yetmiyormuş gibi, o beleşçiye bir de yüzde 200 yatırım indirimi sağlandı. Yani, Koç yaklaşık 10 yıl vergi de vermeyecek. Fidanlığı da kesti. Ünlü TEMA da ağaç kesimini destekledi. Kargaları güldürecek mantıksız açıklamalar yaptı. Çünkü, Koç TEMA’nın destekçisiydi. Ben bu olayı öğrendikten sonra, TEMA üyeliğinden ayrıldım.” Em. Pilot Binbaşı Erol Soysever

“…oluşturulmasına 1936 yılında başlanan SEKA ormanı, elli yıllık emeğin ürünüdür; binlerce çam ve kavak ağacının kapladığı bir arazidir. … ‘Yeşili koruyalım, ülke erozyona uğramasın’ diyen TEMA’cılar neredeler; neden susuyorlar?” Mehmet Ali Yavuz, Konya Milletvekili, TBMM 20. Dönem, 124. Bileşim tutanakları.

l “- Karadeniz’de ulaşım için iki seçenek vardı. Ya dağları delip yolu yapacaktık, ya da şimdi üzerinde bulunduğumuz sahil yolunu…

– Dağlar delinip, sahilden uzaklaşılsaydı ne olurdu?

Maliyet 10 kat daha yükselirdi. Ayrıca, doğa şimdikinden daha fazla tahrip olurdu.

– Yani?

– Sahil yolu daha doğru seçimdi…”

Nihat Gökyiğit, Tema Vakfı Onursal Başkanı, Tekfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Vahap Munyar’la röportaj, Hürriyet, 23 Ağustos 2010.

l Yaşam savunucuları “Suların Ticarileşmesine Hayır!” diye haykırırken Tema’nın Sapanca’yı paketlemekle meşgul olduğundan icabet edemediğinin sitesidir: http://www.revansu.com.tr

l “Tema vakfını GDO’ya Hayır Platformu’na almayışımızın bir çok nedeni vardır. Bunlardan biri GDO’lu Kavak çalışmalarını desteklemeleri, diğeri; kırsal kalkınma projelerinden birinde mera alanları için sorun taşıdığına inandıkları karaçalı’ların yok edilmesi için köylüye yabanı ot ilacı (herbisit) önermeleri, hatta marka olarak da dünyada GDO’lu tohum ve tarım ilacı imparatoru olan Monsanto’yu seçmeleridir.” Arca ATAY, Ziraat Yüksek Mühendisi, GDO’ya Hayır Platformu.

Ebru Erbaş ( Bu yazı RED’in Şubat sayısında yayınlanmıştır.)

Milli Park, Tabiat Parkı, SİT ve Korunan Alanlar Şirketlerin Talanına Açılıyor!

Hükümet, tüm yurtta büyük tepki gören Tabiat ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu’yla yapamadığını, alelacele meclisten geçirdiği Yenilenebilir Enerji Kaynakları Kanunu’nda küçük bir değişiklikle yaptı. Böylece, koruma statüsü sayesinde HES’lerden bugüne kadar korunmuş tüm alanların koruma kalkanı ortadan kaldırılmış oldu. 

6094 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynakları Kanunu’nda yapılan son değişiklik; Milli Park, Tabiat Parkı, Tabiat Anıtı ile Tabiatı Koruma Alanları’nda, Muhafaza Ormanları’nda, Yaban Hayatı Geliştirme Sahaları’nda, Özel Çevre Koruma Bölgeleri’nde ve Doğal SİT Alanları’nda Hidroelektrik Santrali (HES) inşaatları yapılmasının yolunu açıyor. 

Avukat Yakup Okumuşoğlu yasayla ilgili tepkilerini şöyle dile getirdi: 

”Vadilerimizin başına bir HES belası sardılar! Hatta bir değil, yüz değil, iki bin tane. Bir tarafta ‘suyu yutmuyoruz’ derken diğer tarafta dereleri kaynağından denize kadar borulara hapsedip vadileri kurutmaya çalışıyorlar. Milyonlarca ağacın kesilmesine göz yumdular. Yetmedi 2 bin yıllık Allianoi’yi çimentoyla kaplayıp kuma gömdüler. Vadiler yetmedi dağlara göz diktiler.

Maden Yasası’nı değiştirip binlerce maden ruhsatı verdiler, Planladıkları bu kanunlarla da dağları birilerine tahsis etmeyi planlıyorlar. Devasa taş ocaklari ile doğal alanları parçaladılar. Yetmedi güzelim bakir koyları, yaylaları imara açmaya çalışıyorlar. Ormanlarımızı yok edeceğini bile bile 2B kanunu çıkarmak için var güçleriyle uğraşıyorlar. Bu yıkıma dur diyenlerin sesini kısmak için vatan hainliğiyle, teröristlikle, lobici olmakla suçladılar.

Vadilere, eşine az rastlanır güzelliğe ve canlı zenginliğine sahip olduğu için SİT alanı statüsü veren Koruma Kurulu kararlarını mahkemeye vermekle tehdit ettiler. Hiçbiri yetmedi tüm korunan alanların statülerini ortadan kaldıracak tabiatı bozuk bir tabiat kanunu hazirlayip meclise sevk ettiler… Baktılar kanuna tepkiler büyüyor 28 Aralık akşamı mecliste bir avuç insan toplanıp SİT Koruma Statüsü’ne sahip alanları, milli park alanlarini HES inşaatlarına açan bir kanun değişikliği yapiverdiler.

Hem de o vadilere özel koruma statüsü kazandıran nitelikler kaç milyon yılda oluştu hiç düşünmeden, birkaç dakika içinde… Sonra da kanun değişikliğini HES’ler için değil doğayı korumak için yaptıklarını söylüyorlar. Hukuku kanun yapmaktan ibaret zannediyorlar. Yıktıkları bölgelerde yaşayan halkın tabiatı ve yaşam hakkını koruma iradesi ve gayretini yok sayıyorlar.

Anadolu’nun bu yıkım planlarina sessiz kalacağını zannediyorlar. Çok yanılıyorlar. Bu topraklardaki yaşamı tırnaklarıyla kaziyarak var eden halk elbet bu haksızlığa uygun bir cevap verecektir.Yaşam alanlarını, ve kültürünü korumak için bu rant yaratma hırsınıza elbet dur diyecektir.”

“Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un Doğa Katliamlarının Önünü Açan Maddeleri

Kanun No. 6094  
Kabul Tarihi: 29/12/2010 

MADDE 1- 10/5/2005 tarihli ve 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (8), (9) ve (11) numaralı bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, birinci fıkraya aşağıdaki bentler ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. 

“8.Yenilenebilir enerji kaynakları (YEK): Hidrolik, rüzgâr, güneş, jeotermal, biyokütle, biyokütleden elde edilen gaz (çöp gazı dâhil), dalga, akıntı enerjisi ve gel-git gibi fosil olmayan enerji kaynaklarını,”  

“11.Bu Kanun kapsamındaki yenilenebilir enerji kaynakları: Rüzgâr, güneş, jeotermal, biyokütle, biyokütleden elde edilen gaz (çöp gazı dâhil), dalga, akıntı enerjisi ve gel-git ile kanal veya nehir tipi veya rezervuar alanı onbeş kilometrekarenin altında olan hidroelektrik üretim tesisi kurulmasına uygun elektrik enerjisi üretim kaynaklarını,”  

MADDE 5- 5346 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasının ilk cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddenin sonuna aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. 

“Milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ile tabiatı koruma alanlarında, muhafaza ormanlarında,  yaban hayatı geliştirme sahalarında,  özel çevre koruma bölgelerinde ilgili Bakanlığın, doğal sit alanlarında ise ilgili koruma bölge kurulunun olumlu görüşü alınmak kaydıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulmasına izin verilir. “

MADDE 4- 5346 sayılı Kanuna 6 ncı maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddeler eklenmiştir.

“Muafiyetli üretim

Madde 6/A- 4628 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kurulacak yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesisleri için başvuru yapılması, izin verilmesi, denetim yapılması ile teknik ve mali usul ve esaslar, Bakanlık, İçişleri Bakanlığı ve DSİ’nin görüşleri alınarak EPDK tarafından çıkartılacak bir yönetmelikle düzenlenir. Hidroelektrik üretim tesisleri için su kullanım hakkının verilmesine, DSİ’nin ilgili taşra teşkilatının su rejimi açısından üretim tesisinin yapımında sakınca bulunmadığına ve bağlantının yapılacağı dağıtım şirketinden dağıtım sistemine bağlantı yapılabileceğine dair görüş alınmak kaydıyla, tesisin kurulacağı yerdeki il özel idareleri yetkilidir.”

http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k6094.html
http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/kanunlar_sd.durumu?kanun_no=6094
TBMM Tutatakları:
http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem23/yil5/ham/b04401h.htm

 

 

%d blogcu bunu beğendi: