Yaşama ve Doğaya saldırılara karşı 2.Karadeniz Yaşam Yolculuğuna… 9-25 Temmuz 2011

Yağmaya-Talana karşı, birlikte doğayı ve yaşamı savunmak için  

2. KARADENİZ YAŞAM YOLCULUĞU’NA DAVET… Yolculuk her noktada katılımlara aciktir. 

Yaşam düşmanı kapitalist elitlerce derelerin, ormanlarin, doganin, yasamin her alaninin talan edilerek ticarileştirilmesine, 

Doğa katili HES’lere, nukleere, termik santrallere, zehir saçan endustriyalizm ve madencilik faaliyetlerine, ormansızlaştırma ve insansızlaştırmaya,  

Çay ve fındıktaki sömürüye, küçük çiftçi tarımının ve köylülüğün tasfiye edilmesine, 

Yaşama ve doğaya yapılan saldırılara, yağma-rant proje ve yasalarına karşı, 

İnadına Yaşam, İnadına İsyan, İnadına Özgürlük! diyenler olarak 

9 Temmuz 2011 Cumartesi günü, geçen seneki gibi HOPA’dan başlayarak yaklaşık 2 hafta sürecek 2. Karadeniz Yaşam Yolculuğu’nda, doğaya ve yaşama sahip çıkan tüm dostlarla görüşmek dileğiyle…

 

PROGRAM (Değişiklikler olabilir) 

08.07.2011          Yola Çıkış: İstanbul, Ankara, muhtelif yerler

09.07.2011          Buluşma: Artvin – Hopa

10.07.2011          Artvin – Hopa

11.07.2011          Artvin – Arhavi

12.07.2011          Rize – Fındıklı

13.07.2011          Rize – Pazar, Hemşin

14.07.2011          Rize – Senoz

15.07.2011          Trabzon – Solaklı

16.07.2011          Trabzon – Araklı

17.07.2011          Trabzon – Macka

18.07.2011          Trabzon – Tonya

19.07.2011          Giresun

20.07.2011          Ordu

21.07.2011          Sinop – Gerze

22.07.2011          Sinop Merkez

23.07.2011          Karabük

24.07.2011          Bartın

25.07.2011          Dönüş 

Her turlu oneri, katki ve katiliminiz icin: karadenizisyandadir@gmail.com,

0 543 634 9449,

0 535 931 4999,

0 537 246 8661 

Karadeniz İsyandadir Platformu 

http://www.facebook.com/karadenizisyandadir

http://karadenizisyandadir.wordpress.com/

http://www.karadenizisyandadir.org/

karadenizisyandadir@gmail.com

 

KİP 15 Mayıs TMMOB Ankara Mitingindeydi: Doğaya ve Yaşama Saldırılara Karşı İsyana!

 

Egemenlerin, sermayenin talanına karşı toplum yararı için çalışan tum muhalif kurumlarla birlikte TMMOB ve toplumcu meslek kuruluşlarını da baskı ve otoriter yöntemlerle, yasa değişiklikleriyle hakimiyeti altına alma, etkisiz kılma çabalarına karşı,  doğa ve yaşamın yağmalanmasına karşı Karadeniz isyandadır Platformu “Yaşam İçin İsyana!” pankartıyla, Ankara Ahali’den de katılımlarla 15 Mayıs günü TMMOB Ankara mitingindeydi.

Suyun, doganin, yasamin her alaninin ticarileştirilmesine karşı mücadele eden, Sinop’ta, İğneada’da ve Akkuyu’da yeni bir Çernobil olmasın diyen, HES’lere, termik santrallere karşı inadına yaşam diyenler olarak, doğaya, yaşama ve kulturlere yapılan saldırılara, doğa katillerine, yağma-rant proje ve yasalarına karşı KİP gönüllüleri isyana çağırdı.

Karadeniz İsyandadir Platformu

http://www.facebook.com/karadenizisyandadir
http://www.karadenizisyandadir.org/
karadenizisyandadir@gmail.com

TMMOB, “Haklarımız, Geleceğimiz, Halkımız, Ülkemiz İçin” mitingine katılan binlerce kişiye toplumun tüm kesimlerinin taleplerinin yer aldığı seçim bildirgesini oylattı. Binler, Sıhhiye Meydanı’ndan hükümet ve yetkililere mesaj gönderdi.

TMMOB Ankara mitingi 24

Etkin Haber Ajansı / 15 Mayıs 2011 Pazar, 16:52

ANKARA- Türk Mimarlar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB), “Haklarımız, Geleceğimiz, Halkımız, Ülkemiz İçin” sloganıyla Sıhhiye Meydanı’nda miting düzenledi.

Sabah saatlerinden itibaren pek çok ilden gelen binlerce mimar, mühendis ve şehir plancısı, “Haklarımız, Geleceğimiz, Halkımız, Ülkemiz İçin” ana pankartı arkasında kortejler oluşturdu. Kortejlerin en önünde genç mimar ve mühendislerin kurduğu “Kızıl Davul” bandosu yer aldı. Yaklaşık 15 bin kişinin katıldığı mitingin ana kitlesini genç mimar ve mühendisler oluşturdu. Miting boyunca, “Yetkin mühendis olmayacağız”, “Güvenceli iş güvenli gelecek istiyoruz”, “Görevli değil mühendisiz” sloganları atıldı.

Binlerce kişi Gar önünden Sıhhiye Meydanı’na yürüdü. Mitinge, TTB, KESK, DİSK, ESP, EHP, Halkevleri, Genç-Sen, Sosyalist Yeniden Kuruluş Parti Girişimi, Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası, Loç Vadisi Koruma Platformu, Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu, Anadolu’yu Vermeyeceğiz İnisiyatifi, Karadeniz İsyandadır Platformu’nun da aralarında olduğu çok sayıda sendika, demokratik kitle örgütü de katıldı.

BÖLGE İLLERİNDEN YOĞUN KATILIM 

Mitinge Diyarbakır, Urfa, Van başta olmak üzere Kürt illerinden yoğun katılım oldu. Üzerlerinde Muğla ve Diyarbakır’da polis kurşunu ile yaşamlarını yitiren Şerzan Kurt ve Aydın Erdem’in fotoğraflarının basılı olduğu tişörtler giyen genç mimar ve mühendisler, Kürtçe pankart ve dövizler taşıdı.

Odalara bağlı gençlik örgütlerinin kortejlerinde, “Parasız, bilimsel ve anadilde eğitim”, “Savaşa hayır barış hemen şimdi” yazılı pankartlar taşındı.

Miting, sendikaların, siyasi parti ve meslek odası başkanlarının sahneye çıkarak emekçileri selamlamasıyla başladı. Binlerce kişi, emek ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşunda bulundu.

SOĞANCI: AKP, MUTLAK HAKİMİYETİNİ KURUYOR 

Mitingde konuşma yapan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, “Özgürlük ve demokrasi, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yoldan çözülmesi, öznesi insan olan özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik anayasa, demokratik, parasız eğitim, güvencesiz çalışmaya, taşeronlaşmaya, sendikasızlaştırmaya hayır demek için” alanlara çıktıklarını söyledi.

12 Haziran genel seçimlerinin yaklaştığını hatırlatan Soğancı, bugüne kadar tüm iktidara gelen tüm düzen partilerinin yerli ve yabancı sermaye güçlerinin değirmenine su taşıdığını vurguladı. Ülkenin rant ekonomisine, sıcak paraya, dış borçlara ve borç faizlerine mahkum edildiğini ifade eden Soğancı, “AKP iktidarı emperyalizme bağımlı sömürü düzenini dinle imanla cilalayarak piyasanın mutlak hakimiyetini kuruyor” dedi.

‘BÜYÜK BİR GÖZALTI DÜZENİ’ 

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılına göre reel ücretlerde yüzde 12.5 oranında azalma olduğunu, işsizlik ve yoksulluğun arttığını kaydeden Soğancı, halkın sadakaya mahkum edildiğini, gelir dağılımındaki adaletsizliğin daha da büyüdüğünü söyledi.

Soğancı, “AKP referandumu kazanarak kendi 12 Eylül’ünü yürürlüğe koydu. Şimdi güçlendirilmiş, pekiştirilmiş 12 Eylül rejimi altında yaşıyoruz. Bu düzen demokrasiye değil giderek daha baskıcı, otoriter bir yöne doğru gelişiyor. Bu büyük bir gözaltı düzenidir” diye konuştu.

Soğancı, TMMOB’un seçimlere ilişkin bildirgesini miting alanında bulunan binlerce kişinin oyuna sundu. TMMOB Başkanı’nın “Ülkemizin tüm varlıklarını özel sermayeye peşkeş çekenlere oy verecek miyiz? Ülkemize dayatılan dışa bağımlı enerji politikaları üzerinden doğayı, insanımızı yok sayanlara, madenlerimizi, jeotermal kaynaklarımız, ormanlarımızı yerli yabancı sermayeye yağmalayanlara oy verecek miyiz? Eğitim, sağlık ve barınma hakkımızın en temel insan hakkı olduğunu kabul etmeyenlere, kentsel dönüşüm adı altında yağmalayanlara oy verecek miyiz? İşçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerini kamusal bir hizmet olarak tanımayanlara oy verecek miyiz? Kadına yönelik şiddeti ve toplumsal hayatın her noktasında cinsiyet ayrımcılığını önlemeyenlere, ülkemizi ırkçı şoven yaklaşımlar temelinde kamplaştıranlara oy verecek miyiz?” şeklindeki sorularına binlerce ağızdan “Hayır” yanıtı geldi.

Alandan yükselen sesin yeni bir yaşam çağrısı olduğunu söyleyen TMMOB Başkanı Soğancı, hükümete ve yetkililere alandan yükselen sesi dikkate almaları yönünde çağrı yaptı.

Soğancı’nın konuşmasının ardından miting, Bandista ve Sevinç Eratalay’ın söylediği marş ve türkülerle sona erdi.

TMMOB hakları için sokakta  – 15 Mayıs 2011 –

“Haklarımız, Geleceğimiz, Halkımız, Ülkemiz İçin” sloganıyla yapılan çağrıya binlerce mimar, mühendis ve şehir plancısı yanıt verdi. TMMOB çağrısıyla Sıhhiye Meydanı’nda yapılan mitingde binler tek ses oldu

Türk Mühendis Mimar Odaları Birliği (TMMOB) çağrısıyla düzenlenen “Haklarımız, Geleceğimiz, Halkımız, Ülkemiz İçin” mitingine binlerce kişi katıldı. Saat 10.00’da Ankara Garı önünde buluşan binlerce mimar, mühendis ve şehir plancısı hakları için tek ses oldu.

Bandista üzerinde Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın resimleri bulunan tişörtlerle sahneye çıktı.

“Haklarımız, Geleceğimiz, Halkımız, Ülkemiz İçin Susmayacağız” ana partı arkasında Sıhhiye Meydanı’na başlayan yürüyüşe “Kızıl Davul” grubu eşlik etti. Yaklaşık 15 bin kişinin katıldığı mitingte “”Yetkin mühendis olmayacağız”, “Güvenceli iş güvenli gelecek istiyoruz”, “Görevli değil mühendisiz” şeklinde sloganlar atıldı.

Mitinge, TTB, KESK, DİSK, ESP, EHP, Halkevleri, Genç-Sen, Sosyalist Yeniden Kuruluş Parti Girişimi, Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası, Loç Vadisi Koruma Platformu, Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu, Anadolu’yu Vermeyeceğiz İnisiyatifi, Karadeniz İsyandadır Platformu’nun da aralarında olduğu çok sayıda sendika, demokratik kitle örgütü de destek verdiği göründü.

Gençliğin yoğun katılımı vardı
Özellikle odalara bağlı gençlik yapılarının katılımı dikkat çekti. Diyarbakır ve odaların bölgedeki diğer illerdeki şubelerinden gelen genç üyeler Şerzan Kurt ve Aydın Erdem’in fotoğraflarının basılı olduğu tişörtler giyerek Kürtçe pankart taşırken Genç İMO “Müşteri değil öğrenciyiz” yazan penyeler giydi; “İmamın mühendisi olmayacağız” pankartını taşıdı. Kafalarına taktıkları baretlerle ve eylemdeki canlılıklarıyla gençler “HES’lere mühendis, 3. köprüye mimar, rantlara plancı” olmayacağız mesajını verdi.

Sıhıye Meydanı’nda toplanmaya başlayan kitleyi Bandista müzikleriyle karşıladı.Alana tüm katılımcı grupların gelmesiyle beraber başlayan miting de ilk önce sendikalar, siyasi parti ve meslek odası başkanları sahneye çıkarak emekçileri selamladı. Ardından söz alan TMMOB Genel Başkanı Mehmet Şoğancı konuşmasına Nazım Hikmet’in “Ellerinize ve Yalana Dair” şiirini okuyarak konuşmasına başladı.

12 haziran seçilerine hatırlatan Soğancı iktidara gelen tüm düzen partilerinin yerli ve yabancı sermaye güçlerinin değirmenine su taşıdığını belirtti. “Şimdi başımızda AKP iktidarı var” diyen Soğancı AKP iktidarının önceki tüm iktidarlara rahmet okuttuğunu belirtti. AKP’nin zengin dostu yoksul düşmeni olduğuna dikkat çeken Soğancı emperyalizmin AKP eliyle uyguladığı düzenin “altta kalanın canı çıksın” düzeni olduğunu söyledi.

Özgürlük ve demokrasi mücadelesinin adresi sokaktır
Referandum süreciyle birlikte “ileri demokrasiye” geçildiğini hatırlatan Soğancı bunun “ucube demokrasi” olduğunu çok kısa sürede görüldüğünü söyledi. Soğancı, iktidarın verdiği güçle AKP-Cemaat koalisyonun küstahlaştığını, buna karşı verilecek özgürlük ve demokrasi mücadelesinin adresinin sokak olduğunu ifade etti.

TMMOB seçim bildirgesini mitingde onaylattı
TMMOB’un seçimlere ilişkin bildirgesini miting alanında bulunan binlerce kişinin oyuna sunan Soğancı’nın oylattığı metin şöyle;

“Ülkemizin tüm varlıklarını özel sermayeye peşkeş çekenlere, özelleştirmecilere oy verecek miyiz?Ulusal, bölgesel ve kentsel düzeyde planlı ve kamusal bir ekonomi politikası benimsemeyen, kamusal kaynaklara dayalı ve istihdam odaklı sanayileşme ve kalkınma politikalarını uygulamayanlara oy verecek miyiz?Dünya Bankası, IMF, AB ve benzeri kuruluşların dayattıkları, yerli işbirlikçilerin uyguladıkları “yapısal uyum ve istikrar programları”nı uygulayanlara oy verecek miyiz?Ülkemize dayatılan dışa bağımlı enerji politikaları üzerinden doğayı, insanımızı yok sayanlara, Madenlerimiz, jeotermal kaynaklarımız, kıyı ve ormanlarımızı yerli ve yabancı sermayeye yağmalatanlara oy verecek miyiz?

12 Eylül düzeninin ürünü olan YÖK‘ü kaldırmayanlara, eğitimde öğrenciyi müşteri olarak görenlere; parasız, eşit, bilimsel, demokratik, fırsat eşitliğine dayalı ve anadilde eğitimi sağlamayanlara oy verecek miyiz?

Eğitim, sağlık ve barınma hakkımızın en temel insan hakkı olduğunu kabul etmeyenlere, Kapitalizmin emeği baskı altına alan stratejilerinin uygulayıcılarına, tüm çalışanlara grevli, toplu sözleşmeli sendikalaşma hakkını tanımayanlara oy verecek miyiz?

İşçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerini kamusal bir hizmet olarak tanımayanlara, Kentsel dönüşüm adı altında kentlerimizi yağmalayanlara oy verecek miyiz?

Tarım arazilerinin yok olmasına, kirlenmesine, GDO‘lu gıdaların ülkemize sokulmasına izin verenlere, çiftçimizi üretimden, tarlasından koparanlara, Ülke ormanlarını 2/B, özel ağaçlandırma vb. ad altında rant sağlamak amacıyla talana açanlara, Suyumuzu ticarileştirenlere oy verecek miyiz?

Kadına yönelik şiddeti ve toplumsal hayatın her noktasında cinsiyet ayrımcılığını önlemeyenlere, kadın sesine düşman olanlara oy verecek miyiz?

Ülkemizi ırkçı şoven yaklaşımlar temelinde kamplaştıranlara, Tüm dillerin, kültürlerin, inançların ve renklerin kendilerini özgürce ifadesini engelleyenlere oy verecek miyiz?

Derelerimiz özgür akmasın diyenlere, nükleer santralları başımıza bela edenlere oy verecek miyiz?

Gençlerimizin geleceklerini karartanlara oy verecek miyiz?

Başta düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller olmak üzere demokrasinin önündeki tüm engelleri kaldırmayanlara oy verecek miyiz?

Emperyalizmin savaş ve işgal politikalarına alet olanlara, emperyalizm işbirlikçilerine oy verecek miyiz?

Mühendislik, mimarlık, şehir plancılarını gözden çıkaranlara, TMMOB‘ye düşmanlık besleyenlere oy verecek miyiz?”

Binlerce kişinin bu maddelere “Hayır” demesinin ardından miting Sevinç Eratalay’ın konseriyle son buldu.

Sendika.Org/ Ankara

Mimar ve mühendisler bezirgan saltanatına karşı

Cem Gurbetoğlu / Şiar Can Şener / Abidin Çınar  

  • (Evrensel) Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) üyeleri Ankara’da buluşarak seslerini AKP Hükümeti’ne karşı yükseltti. Türkiye’nin hemen bütün illerinden gelen on binlerce mühendis, mimar, şehir plancısı ve öğrencinin sesi AKP’ye karşı birleşti. Seçimlerde de halk düşmanı politikaları yürütenlerin değil, “emek”, “barış” ve “özgürlük” diyenlerin destekleneceği belirtildi.

“Yok sayılan, çiğnenen, gasp edilen haklarımız için 15 Mayıs 2011’de alanlardayız” diyen kadın-erkek, genç-yaşlı, Türk, Kürt ve diğer halklardan TMMOB üyeleri Ankara’ya adeta akın etti. Türkiye’nin batısından doğusuna, kuzeyinden güneyine yüzlerce otobüsle Ankara gelen TMMOB üyeleri sabahın erken saatlerinden itibaren Tren Garı’nda toplandı.

TMMOB üyelerini Türk Tabipleri Birliği, KESK Ankara Şubeler Platformu, DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş, Türk-İş’e bağlı Tez Koop-İş ve Tek Gıda-İş, Emek Partisi Genel Başkanı Vekili Haydar Kaya, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, KESK MYK üyesi Kasım Birtek de yalnız bırakmadı.

TÜRKÇE VE KÜRTÇE DÖVİZLER

Rengarenk bayrakları, balonları, flamaları, dövizleri, şapkaları ve tişörtleriyle binlerce TMMOB üyesi sloganlarla Sıhhiye Meydanı’na yürüdü. Öğrenciler, “Demokratik, parasız, bilimsel, anadilde üniversite istiyoruz”, “Müşteri değil, öğrenciyiz”, “Parasız ulaşım, yurt ve beslenme hakkımızı istiyoruz” ve “Staj sömürüsüne son” dövizlerini taşırken, mimarlar ise üzerlerinde “HES’leriniz batsın dereler özgür aksın”, “Ilısu barajına hayır”, “Hasankeyf uygarlıktır” yazan Kürtçe ve Türkçe tişörtlerle alana yürüdüler.

TMMOB üyeleri nükleer santrallere, İstanbul Boğazı’na üçüncü köprü yapılmasına, kentsel dönüşüm adı altında kentlerin yağmalanmasına, internet üzerindeki yasaklara “hayır” derken, işsiz ve güvencesiz çalışma koşullarına da direneceklerini belirttiler.

SOĞANCI: İTİRAZIMIZ VAR    

Saat 10.00’da başlayan yürüyüş, mitingin başladığı saat 13.00’de hâlâ sürüyordu. Geçtiğimiz 1 Mayıs mitingindeki kitleselliğin alana da yansıdığı görülürken, Sıhhiye Köprüsü üzerini de TMMOB üyeleri doldurdu. Mitingin tek konuşmasını yapan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, “Nazım’ın da şiirinde söylediği gibi bu bezirgan saltanatının bitmesi için buradayız” dedi. Türkiye halklarının açlık ve yoksullukla terbiye edilmek istendiği, Kürt sorununun çözümsüz bırakıldığına dikkat çeken Soğancı, “itirazımız var yaşananlara, itiraz ediyoruz” dedi.
On binlerce TMMOB üyesinin kentlerin, ormanların, madenlerin yağmalanmasına “dur” demek için buluştuğunu kaydeden Soğancı, “Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yoldan çözümü, öznesinde insan olan özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik bir anayasa için Ankara’ toplandıklarını bildirdi.

‘AKP YOKSULUN DÜŞMANI’

AKP Hükümeti’nin uyguladığı ekonomik politikalarla emekçilere sigortasız, güvencesiz ve düşük ücretle çalışmayı dayattığını bildiren Soğancı, İşsizlik Sigortası Fonu’nun sermayeye peşkeş çekildiğini hatırlattı. AKP Hükümeti’nin gelir dağılımında adaletsiz olduğunu ve en üst hane geliri ile en alt hane geliri arasındaki farkın 8.5 kata çıktığını ifade eden Soğancı, “artık kesinlikle görülmüştür ki, AKP zengin dostu yoksul düşmanıdır” dedi.

‘İŞGAL VE YOK SAYMAYA DEVAM’

Emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin son olarak Libya’ya müdahale ettiğini de hatırlatan Soğancı, AKP Hükümeti’nin de bu saldırıya NATO gemileriyle katıldığının altını çizdi. AKP’nin ülke içinde de Kürt sorununu görmezden gelerek çözümsüzlüğü dayattığını dile getiren Soğancı, siyasi ve askeri operasyonların hız kesmeden sürdüğüne dikkat çekti. Soğancı, TMMOB üyelerinin barış için mücadele etmeye devam edeceğini söyledi.

TMMOB’nin seçim bildirgesini de okuyan ve onaylama isteyen Soğancı, “yer altı ve yer üstü kaynaklarını yabancı sermayeye peşkeş çekenlere, eğitim, sağlık ve barınma hakkımızı kabul etmeyenlere, kentsel dönüşüm adı altında kentleri yağmalayanlara, suyu ticarileştirenlere oy verecek miyiz” diye sordu. TMMOB üyeleri hep bir ağızdan Soğancı’ya “hayır” cevabını verdi. Miting Grup Bandista ve Sevinç Eratalay’ın şarkılarıyla son buldu. (Ankara/EVRENSEL)


‘AKP’NİN DEMOKRASİ İLE İLİŞKİSİ YOK’

TMMOB, miting meydanında açıkladığı seçim bildirgesinde, demokratikleşme için 12 Eylül Anayasası’nın ortadan kaldırılmasını istedi. AKP hükümetinin demokrasiden daha da uzaklaştığı kaydedilen bildirgede, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir anayasanın düzenlenmesi talebi yer aldı. Kürt kimliğinin tanınması ve anayasal güvence altına alınması gerektiği ifade edilen bildirgede, Kürt sorununun aynı zamanda bir emek ve demokrasi sorunu olarak algılanması gerektiği ifade edildi.

Türkiye’nin emperyalizme bağımlı bir ülke olduğunun vurgulandığı 60 sayfalık bildirgede, 9 yıldır iktidarda olan AKP’nin demokrasi ile ilişkisi olmadığı belirtildi.

Kürt sorununun tarihi bir sorun ve aynı zamanda bir emek ve demokrasi sorunu olduğu kaydedilen bildirgede, Kürt sorununun çözümsüz kalmasının Türkiye’nin demokrasi sorununu kangren hale soktuğuna dikkat çekildi. Bildirgede, “Kürt sorununun çözüm unsurları içinde yer alan insani, kültürel, siyasal vb. haklar, Türkiye’nin demokrasi eksikliğinin birer simgesi haline gelmiştir” denildi.

‘SANAYİ BİRİKİMİ TASFİYE EDİLDİ’

Özelleştirmelerle Türkiye’nin sanayi birikiminin tasfiye edildiği ifade edildiği bildirgede, işsizliğin bugün gerçekte yüzde 20’ler civarında olduğu, genç nüfus ve kadın iş gücü istihdamının giderek daha fazla gerilediği, işsizlik sigortası fonundaki 60 milyarlık tutarın yalnızca 3. 7 milyar TL’sinin işsizlere ödendiği tespiti de yapıldı.  

Bildirgede, siyasi partilerden taleplerinin, bağımsızlık ve toplumsal refah için kalkınma, sanayileşme, demokratikleşme perspektifinin benimsenmesi olduğu kaydedildi. Bilim ve teknolojiye gereken önemin verilmesi istenen bildirgede, ranta yönelik değil, üretime yönelik politikaların benimsenmesi gerektiğine dikkat çekildi.

Bildirgede, gerçek bir laiklik için hiçbir din ve inancın devletçe benimsenmemesi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması gerektiği belirtildi. 1982 darbe anayasasının yürürlükten kaldırılması, tüm kimliklerin güvence altına alındığı, eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir anayasa yapılması gerektiği belirtilen bildirgede, siyasi partiler yasasının değiştirilmesi de istendi. Bildirgede ayrıca seçim yasasının değiştirilmesi, seçimlere katılan partilerin aldıkları oy oranında parlamentoda temsilinin sağlanması, dolayısıyla baraj uygulamasının kaldırılması talebi de yer aldı.

‘KÜRT KİMLİĞİ ANAYASAL GÜVENCE ALTINA ALINMALI’

“Kürt kimliği tanınmalı, anayasal güvence altına alınmalıdır” denilen bildirgede, Kürt sorununun tartışılması ve çözümünü engelleyen, düşünceyi ifade etme ve örgütlenme özgürlüğü önünde engel oluşturan tüm yasalar ve psikolojik engellerin kaldırılması gerektiği kaydedildi. Tüm siyasi tutuklulara genel af çıkarmanın kalıcı barışın sağlanması için zorunlu olduğunun belirtildiği bildirgede, seçilmiş belediye başkanlarının, kitle örgütü temsilcilerinin, siyasetçilerin tutuklanmasına yönelik tüm baskıların durdurulması gerektiği vurgulandı.

Bildirgede, İş Yasası ile işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili yasa, tüzük ve yönetmeliklerin uluslararası sözleşme, standart ve normlar dikkate alınarak yenilenmesi istendi.


NOTLAR
*TMMOB’e bağlı bütün odaların il ve ilçe pankartlarıyla yer aldığı mitingde, makine, inşaat ve elektrik mühendislerinin yoğun katılımı dikkat çekti.
*Mühendislik öğrencileri başlarındaki baretler, sloganları ve şarkılarıyla mitingin en hareketli kortejlerini oluşturdular.
iİşten atılan ve direnişlerine devam eden Mas-Daf, Casper ve Mahla işçileri de mitinge katıldılar.
*Dicle Üniversitesi mühendislik öğrencileri, “Em dixwazin din nav wekhevi, demoqrasi u aşitiyede bijın” (Hep birlikte barış ve demokrasi istiyoruz) talebini yükseltti ve katledilen üniversite öğrencileri Aydın Erdem ve Şerzan Kurt’u da taşıdıkları dövizlerle unutmadılar.  
*Öğrencilerden oluşan Kızıl Davul müzik grubu kortejin önünde yürürken, 1 Mayıs Marşı’nı çalan bando grubu ve davul, klarinet ve zurna ekipleri de yürüyüş boyunca müzikleriyle TMMOB üyelerinin yanında oldular.
*Karadeniz İsyandadır Platformu, Loç Vadisi halkı ve çevre hakkı mücadelesi veren gruplar da mitinge katıldı. Mitinge aralarında Emek Partisi (EMEP), ÖDP, TKP, Halkevleri’nin de bulunduğu çok sayıda siyasi parti ve kitle örgütü de destek verdi.
*Katledilen elektrik mühendisi Hasan Balıkçı da meslektaşları tarafından unutulmadı. EMO üyeleri Balıkçı’nın fotoğraflarını taşıdı.

KİP: “Gelsin Devlet, gelsin Şirket, gelsin Polis, gelsin Cop, inadına İsyan, inadına Yaşam, inadına Özgürlük”

9 nisan 2011 Cumartesi günü Ankara’da, gerçekleştirilen “Doğanın ve Yaşamın Talanına Karşı Miting”e “Karadeniz isyandadır Platformu” “Yaşam İçin İsyan” Pankartıyla ve Kara-Mavi dövizlerle katıldı. Sabahın erken saatlerinde Kurtuluş Parkı’nda buluşan eylemciler saat 10:30 sularında Toros sokak’a doğru yürüyüşe geçtiler. Saat 11:00′da ise Toros sokak’tan Kolej Meydanı’ndaki miting alanına doğru harekete geçildi.

Sözde “enerji” projelerine, gerçekte yaşamın ticarileştirilmesine karşı yapılan yürüyüş esnasında “Kara Mavi Bayraklar” marşının yanı sıra “Baraj yapma boşuna, yıkacağız başına” “Dereler özgürdür, özgür akacak” “Siz yapın, Biz yıkarız” “İsyan, Yaşam, Özgürlük” “Gelsin Devlet, gelsin Şirket, gelsin Polis, gelsin Cop, inadına İsyan, inadına Yaşam, inadına Özgürlük”sloganları atan Karadeniz İsyandadır Platformu’nun miting alanındaki horonuna katılım büyüktü. 

Suyumuz, madenlerimiz, ormanlarımız, tarım alanlarımız, yasa ve yönetmeliklerle sermaye sahiplerine devredilmesi karşı çıkan binlerce yaşam savunucusu Ankara’da buluştu . Hidroelektrik santral (HES) projeleriyle, termik santrallerle, nükleer santrallerle, maden aramalarıyla, mera, kıyı ve orman kanunlarıyla insanca yaşam hakkımız elimizden alınmasına tepkimizi göstermek için hep birlikte haykırdık.

9 Nisan Cumartesi günü yapılan mitinge doğa savunucularının yanı sıra emek örgütleri ile siyasi partiler de katıldı. Türkiye genelinden gelen yaklaşık 7 bin kişi sabahın erken saatlerinde Toros Sokak’tan “Doğanın ve yaşamın yağmalanmasına karşı yürüyoruz” pankartı açarak yürüyüşe geçti.

Her yaştan yaşam savunucusunun katıldığı yürüyüşte Karadeniz İsyandadır Platformu “Yaşam İçin İsyan” pankartının yanı sıra HES,Termik santrallere,nükleer santrallere, tabiatı bozuk yasalara karşı hazırlamış olduğu dövizleri taşıdı.

Karadeniz İsyandadir Platformu

Kaynak: http://www.karadenizisyandadir.org/ 
http://www.facebook.com/karadenizisyandadir

TALAN YASALARI – Yusuf Gürsucu*

YEK (Yenilenebilir Enerji Kaynakları) adlı yasanın birkaç gün önce meclis gündemine geldi. İçeriğini anlamaya, neyi amaçladığını kavramaya çalışırken, ek bir önerge sunuldu: Koruma alanlarında (milli parklar, muhafaza ormanları, yaban hayatı geliştirme sahaları ve doğal sit alanları) yapılmak istenen enerji yatırımlarının önünü açan maddeler mecliste kabul edildi. Artık yaşam ve koruma alanlarımız, koruma kurullarının iki dudağı arasına girmiş bulunuyor. Tüm gelişmeler bize hükümetin sermaye savunuculuğu noktasında ne kadar başarılı ve bir o kadar da kararlı olduğunu bizlere gösteriyor.

Geçtiğimiz aylarda gündemimize gelen ve bir diğer yıkım yasası olan “Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma Yasası” henüz meclis komisyonlarında görüşülürken çıkarılan, bu YEK yasası, koruma alanlarımızın talanının ilk adımı olması açısından çok önemli bir gelişme. Burada çok ciddi ikili bir oyun oynanmakta olduğunu görmemiz gerekiyor. Bugün enerji yatırımlarını gerçekleştiren sermayenin, acil ihtiyaçlarını gerçekleştirmeye yönelik bir girişim olarak YEK yasasının hazırlandığını ve buna uygun değişiklikler yapıldığını görmekteyiz. Yasal anlamda HES projelerinin önündeki engelleri kaldırmayı ve mahkemeler yolu ile bu sürecin engellenmesinin önünü tıkamayı amaçladıkları anlaşılıyor.

Asıl hedefleri ve oyunun ikinci perdesi henüz kamuoyunda tartışılır hale gelmiş değil. Maden arama lisansları oyunun ikinci perdesini oluşturacak. Ülkemizin topraklarının yarısı, yanlış anlamadınız, ülkemiz yüzölçümünün yüzde 54’ünde maden arama lisanları dağıtılmış durumda. Maden lisansları, koruma alanlarımızın neredeyse tamamında olması, çıkarmak istedikleri “Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma” yasanın mantığını bize anlatıyor. Daha önce dikkat çektiğimiz, Samsun’dan Artvin’e kadar 1500-2000 m yüksekliklerden “Turizm” yolları açma projelerini anımsamamızda yarar var. Burada asıl hedeflenen şeyin “Turizm” olmadığını, asıl amacın maden arama çalışmalarında karşılaşılan ulaşım sorununa çare arama girişimi olduğunu görebiliyoruz. Bugün Marmara’dan Ege kıyılarına, Akdeniz’den Karadeniz’e, Doğu – Güneydoğu ve İç Anadolu’ya kadar bütün dağlarımız, su havzalarımız, tarım alanlarımız madencilerin talanını beklemekte.

Artık yapabileceğimiz tek bir şey var; yaşam alanlarımızı sonuna kadar savunacak örgütlenmeler yaratmak. Mevcut hükümetin bu girişimlerinden vazgeçeceğini ya da bazı çevrelerin yaptığı gibi meclis komisyonlarında görüşmeler yaparak, hükümeti yapılan yanlıştan döndürmeye çalışmak tarzında yaklaşımların, çözüm olamayacağını artık herkes görmekte. Bize kalan tek bir çözüm var o da dişe diş mücadele…

(*) Doğader Yön. Kur. Üyesi http://dogader.org/

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=80946

İlgili haberler:

https://ekolojiagi.wordpress.com/2011/01/06/milli-park-tabiat-parki-sit-ve-korunan-alanlar-sirketlerin-talanina-aciliyor/
https://ekolojiagi.wordpress.com/2011/01/06/kipten-veysel-erogluna-spontan-eylem-kanun-yalan-bakan-talan-hesleri-gecirtmeyecegiz/

Peşini bırakmayacağız! Üstü örtülmek istenen Eşme’deki siyanür zehirlenmesi davası yeniden…ÖZER AKDEMİR

2006 yılı haziranının sonlarında Eşme ve köylerinde meydana gelen zehirlenmelerle ilgili açılan dava yeniden görülmeye başlandı.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi zehirlenmelerin Kışladağ Altın Madeni’nden yayılan siyanür gazı nedeniyle olduğu yönünde açılan davayı reddeden Eşme Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını, “eksik inceleme” gerekçesiyle bozmuştu. Önceki gün Eşme Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen duruşmada yerel mahkeme Yargıtayın bozma kararına uyularak, yeni bir bilirkişi heyeti oluşturulmasını ve zehirlenme olayının daha ayrıntılı incelenmesini kararlaştırdı.

SİYANÜR ZEHİRLENMESİNDE ARSENİK ARADILAR

Eşme’ye 20 kilometre uzaklıkta bulunan Kışladağ Altın Madeni’nden yayılan hidrojen siyanür gazı nedeniyle Eşme ve köylerinde yaşayan 1500’e yakın kişi zehirlenmişti. 26-28 Haziran tarihleri arasında görülen zehirlenmelerin siyanürlü altın işletmesinden kaynaklandığı ile ilgili iddialar üzerine İzmir’den giden aralarında Tabip Odası ve Kimya Mühendisleri Odası temsilcilerinin bulunduğu bir heyet Eşme’ye gelerek incelemelerde bulunmuş, gönüllülerden kan örnekleri almıştı. Heyetin incelemeleri “yetkisiz” oldukları gerekçesi ile Uşak Valiliği ve Eşme Kaymakamlığı tarafından engellenmiş, alınan kan örneklerine polis tarafından el konulmuştu. TTB ve diğer kurumların girişimlerine rağmen el konulan kanlar verilmeyince yeni gönüllülerden kanlar alınarak bunlarda siyanür olup olmadığını tespiti için Ankara’ya gönderilmişti. Ankara Düzen Laboratuarında yapılan kan tahlilleri sonrasında kanlarda yüksek oranda siyanür tespit edilerek zehirlenmelerin siyanürden kaynaklandığı kuşkusu kanıtlandı.

Bu verilere rağmen Eşme ile ilgisi olmayan köylerde bile görülen zehirlenmeleri “Eşme şebeke suyuna kanalizasyon karışması” ile açıklamaya çalışan devlet kurumları ve madenci şirket, siyanür zehirlenmesi iddialarına başından itibaren karşı çıktı. Bu arada Eşme’de İzmir’den giden heyetin aldığı el konulan ve Ankara Hıfzısıhha’ya gönderilen kanlarda siyanür zehirlenmesi iddialarına rağmen “arsenik” tahlili yaptırıldığı ortaya çıkmıştı.

Uşak İl Sağlık Müdürlüğü gelen tepkiler sonrasında zehirlenmelerin üzerinden yaklaşık 20 gün geçtikten sonra aynı kanlarda bu sefer de siyanür analizi yaptırarak kanda siyanür olmadığı yönünde yeni bir açıklama yapmak durumunda kalmıştı. Ege Üniversitesi Halk Sağlığı Ana bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr Ali Asman Karababa, insan vücudundaki arsenik oranının ölçümü işleminin kanda değil saç ve tırnaklardan alınan örneklerde yapılabileceğini, siyanürün yarılanma süresi nedeniyle birkaç gün içerisinde vücutta yok olduğunun bilinmesine rağmen 17 gün sonra kanlarda siyanür aranmasının olayı geçiştirme çabasını bir ürünü olduğunu söylemişti.

ÜSTÜNÜ ÖRTMEK İSTİYORLAR

Zehirlenmelerin siyanürden kaynaklandığının kan analizleri ile ortaya konulmasının ardından zehirlenenler tarafından madenci şirket aleyhine açılan davada yerel mahkeme, su ve topraklarda inceleme yapan bilirkişi heyetinin raporlarını yeterli bularak (Bilirkişi sularda ve toprakta siyanür bulamamıştı!) davayı reddetmiş, davacılar dosyayı Yargıtaya götürmüşlerdi. Yargıtayın dosyayı bozmasının ardından önceki gün yerel mahkemeye yeniden gelen dosya yerel mahkemenin bozma kararına uyması üzerine yeniden açılmış oldu. Eşme Asliye Hukuk Mahkemesi Yargıtayın bozma gerekçeleri arasında sıralanan üniversitelerin toksikoloji, patoloji, biyokimya, farmakoloji bilim dallarında görevli öğretim üyelerinden bir bilirkişi heyeti oluşturulmasına karar verirken, şirket avukatlarının bilirkişi heyetinde çevre ve maden mühendisinin de olması istemlerini reddetti. İzmir’den gelen EGEÇEP’lilerin ve Eşmelilerin yanı sıra İnay köylülerinin de izlediği duruşma 4 Ocak 2011 tarihine ertelendi.

Adliye önünde konuyla ilgili yapılan basın açıklamasında davayı yürüten Avukat Arif Ali Cangı, yerel mahkemenin Yargıtayın bozma kararına uymasının son derece olumlu olduğunu söyledi. İnay Vicdan Harekatı adına konuşan Muammer Sakaryalı ise 2006 yılı haziranında yaşanan zehirlenmelerin üstünün örtülmek istendiğini belirterek, mahkemenin bu kararı ile bu plana engel olduğunu söyledi. Olaydaki kuşkuların, soru işaretlerinin çokluğuna dikkat çeken Sakaryalı, “Eşme halkının yine zehirlenir miyiz kuşkularını kim kaldıracak. Bu zehirlenmelerin peşini bırakmayacağız” diye konuştu.
(Eşme/EVRENSEL)

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=75206

Kozak’ı böyle katlediyorlar – Özer Akdemir

28/07/2010

Bergama Kozak Yaylası’nın Aşağıbey – Dikili arasında kalan bölümünde son günlerde hummalı bir çalışma var.
Bergama Kozak Yaylası’nın Aşağıbey – Dikili arasında kalan bölümünde son günlerde hummalı bir çalışma var. Koza Altın Şirketi kızılçam ve fıstık çamları ile kaplı ormanlık arazide altın madeni tesislerini kurabilmek için yoğun bir tempoda çalışıyor.

Bölgede güvenlik bakımından adeta kuş uçurulmuyor. Maden alanına giden yolda jandarma nöbet tutuyor, daha içerilerde sahanın girişinde ise madenci şirketin özel güvenlik görevlileri. Otomatik giriş kapıları, ağaçlara bile yerleştirilen kameralar… Bilim insanlarının “Ekolojik hassas bölge” olarak tanımladıkları alanda yapılan doğa ve orman katliamını kimsenin görmesi istenmiyor anlaşılan.

AĞAÇLARDA BİLE KAMERALAR VAR

Bu güvenlik önlemlerine rağmen geçtiğimiz Haziran ayını ortalarında Bergama Motokros ekibinden üç kişi, dağ yollarından geçerek maden alanına ulaşmayı başardı. Ekipte yer alan ve aynı zamanda TEMA Bergama temsilciliğini de yapan Av. Sezgin Güler maden sahasında gördüklerini şöyle anlatıyor;

“Yaklaşık 200 dönümlük bir alanda ağaçlar kesilmiş. Kesimler halen devam ediyor. Kesilen ağaçlar genç ve sağlam görünüyordu. Şirket büyük bir şantiye kurmuş, yoğun olarak inşaat ve ağaç kesimine devam ediyor. Şantiyenin girişinde otomatik kapı var. Ağaçlara bile kamera yerleştirmişler…”

DEVLETİN JANDARMASI MADEN BEKÇİSİ

Avukat Güler, dağ yollarından tırmanarak gelmenin dışında maden alanına girişin olanaksız olduğunu anlatıyor. Daha maden alanına sapan yolun başı jandarmalar tarafından tutulmuş çünkü. “Jandarmalar yolun başında barikat kurmuşlar, maden çalışanları hariç kimseyi yaklaştırmıyorlar. Girmek isteyeni ‘maden çalışma alanı güvenlik gerekçesiyle giriş yasak’ diye geri gönderiyorlar. Devletin jandarması şirketin bekçiliğini yapıyor yani”. Güler’in aktardıklarına göre, jandarmanın yolun başını tutmasına karşın şirket kendi güvenlik önlemlerini almayı da ihmal etmemiş. Özel güvenlik elemanlarının yanı sıra yol boyu ağaçlara yerleştirilen güvenlik kameraları ve otomatik giriş kapısı ile saha 24 saat gözlenmekte.

KASABANIN ŞERİFİ TİCARETE DE EL ATTI

Avukat Güler jandarmanın maden sahası diye sokmadığı alanın aslında hala Bergama Orman İşletme Müdürlüğü’ne ait olduğunu söylüyor. “Maden Bölgesi” diye bir şey söz konusu değil yani. Bu arada ilçedeki birçok resmi kurumun yanı sıra Bergama Orman İşletme Müdürlüğü’nün de altıncı şirket tarafından bilgisayarlarının yenilendiği gibi iddialar herkesin dilinde Bergama’da. Hemen her etkinlik öncesi resmi-gayri resmi kurumların aklına sponsor olarak ilk gelen yer altıncı şirket oluyor. Bergama Belediye Başkanı Mehmet Gönenç’in deyimi ile “kasabanın Şerifi gibi” davranmayı sürdürüyor yani…

AL GÜLÜM VER GÜLÜM!

Altın Madencisi şirket kasabanın şerifliğini yanı sıra her türlü ticari işine de el atmış durumda. Daha önce Kozak yaylasında turistik dinlenme tesisi kuran, çam fıstıklarını almak için fıstık fabrikası açan şirket son olarak bölgenin köklü süt ve süt ürünleri kooperatifi olan Çamavlu Kooperatifini de satın aldı. 10 dönüm açık arazi üzerine kurulu 1350 metrekarelik tesisleri 718.050 TL’ye satın alan şirket burada süt ve süt ürünleri ticareti yapacağını açıkladı. Altın madencisi bir şirketin fıstık ve süt ticaretine soyunmasının altındaki nedenin, yöre halkının ekonomik ilişkileri içerisinde söz sahibi olarak onların altın madenciliğine karşı çıkışının önüne geçmek olduğu dile getiriliyor. Bu arada Koza Grubuna ait ATP A.Ş’nin Yukarıbey köyünde yaptığı fıstık çamı işleme tesisleri inşaatını tanıdık bir ismin yürüttüğünü de belirtelim. İş başında olduğu sürece (1999-2004) altıncı şirkete her türlü kolaylığı gösteren, başkanlık öncesinde de şirketin inşaat işlerini yapan Bergama eski Belediye Başkanı Akif Ersezgin’in şirketi, Ersezgin İnşaat.!.. (İzmir/EVRENSEL)

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=72808

Koza altın şirketinin ve patronunun dokunulmazlığı mı var ?

25/07/2010
Koza’nın dokunulmazlığı mı var?
Özer Akdemir

5 HAZİRAN 2005’de Dünya Çevre Gününü Çamköy’de kutlamak isteyen çevrecilere karşı altın madeni çalışanları tarafından yapılan saldırıyla ilgili davanın ikinci duruşması Bergama’da görüldü. Biri “kayıp” 4 iddianamenin ardından 5 yıl aradan sonra açılabilen davanın ikinci duruşmasında da davanın esas hakimi yoktu. Bir önceki duruşmaya katılmayan hakim “Sağlık sorunu” gerekçesiyle önceki gün yapılan duruşmaya da katılmadı. Mağdurların ‘sanık’, saldıranların ‘şikayetçi’ olması gibi yönleriyle şaşırtıcı bulunan davanın belki de en garip yanı ise davanın bir numaralı sanığı olması gerektiği söylenen Koza Şirketi Sahibi Hamdi Akın İpek’in iddianamede adının dahi bulunmaması!

HAYALET İDDİANAME, HAYALET SANIK!

Önceki gün Bergama Asliye Ceza Mahkemesi’nde gerçekleştirilen duruşmada saldırıya uğrayan çevrecilerin avukatlarının ve ifade veren iki kişinin en çok üzerinde durduğu nokta Akın İpek’in neden iddianamede adının geçmediği oldu. Savcılığa iade edilen iki iddianamede (08.05.2008 ve 05.10.2008 tarihli iddianameler) 6. sıradaki sanık olarak bulunan, yine 28.12.2009 tarihli iddianamede 6. sırada görünen Akın İpek’in, görülmekte olan davanın açıldığı 4. iddianamede adının olmamasının hukuki bir açıklaması bulunamıyor. Çevrecilerin avukatları Akın İpek’in hakkında bu davayla ilgili herhangi bir takipsizlik kararının kendilerine tebliğ edilmediği söylediler. Avukatlar, aynı şekilde UYAP (Ulusal Yargı Ağı Projesi) kayıtlarında olmasına rağmen, görülmekte olan dava dosyasında ‘akıbeti’ konusunda hiçbir iz bulunmayan 3. iddianame (Akın İpek burada da sanık) ile ilgili ne gibi bir işlem yapıldığı noktasında da mahkemeden bilgi talep ettiler.

SALDIRIYA UĞRADILAR SANIK OLDULAR!

İkinci duruşmada ifade veren hem sanık hem şikayetçi durumundaki Bergama Çevre Platformu Sözcüsü Erol Engel ve Muammer Sakaryalı da dava dosyasındaki bu tuhaflıklara dikkat çektiler. Engel, 5 Haziran 2005’de yaşanan olayları aktarıp, saldırıyı şirketin sahibi Akın İpek’in ve Şirket Müdürü Hayri Öğüt’ün organize ettiklerini söyledi. Jandarma yetkililerinin ve kaymakamın olaylardan 4 saat sonra bölgeye geldiklerini, şirket çalışanlarının saldırılarının kaymakam ve jandarma komutanı önünde de devam ettiğini aktaran Engel, saldırganların cezalandırılmasını istedi. Davada hem sanık hem şikayetçi durumda olan EGEÇEP Dönem Sözcüsü Muammer Sakaryalı da esas saldırıya uğrayanların, araçlarının camları kırılanların, seyahat özgürlükleri engellenenlerin kendileri olduğunu belirterek, buna karşın kendilerinin ‘sanık’ olarak gösterildiği dosyada olayları organize eden şirket patronunun olmamasına anlam veremediğini söyledi. Davanın bir ‘tuhaflıklar silsilesi’ ile başladığını ve öyle devam ettiğini söyleyen Sakaryalı, gerçek saldırganların adalete hesap vermediği, yargı önüne çıkarılmadığı sürece saldırganlıklarına devam edeceğine dikkat çekti.

KENDİLERİNİ HUKUKUN ÜSTÜNDE GÖRÜYORLAR

Çevrecilerin Avukatlarından Arif Ali Cangı, 5 Haziran 2005’de yaşananları canlıların yaşam hakkı için verilen mücadeleye ve yargı karalarına karşı madenci şirketin bir direnci olduğunu söyledi. Saldırıdaki amacın ‘İllegal çalışan madeni çalışır vaziyette tutmak’ olduğunu kaydeden Cangı, Şirket Patronu Akın İpek’in iddianamede neden olmadığı ile ilgili bilgi için Cumhuriyet Savcılığı’na başvurduklarını söyledi. Duruşmaya Ankara’dan gelen Av. Mehmet Horuş da Akın İpek’in iddianamede olmamasının yarattığı belirsizliğin adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurduğunu belirterek, “Uygulanmayan mahkeme karaları nedeniyle bu şirketler kendilerini hukukun üstünde görmeye başladılar. Şirket patronu hakkında hiçbir takipsizlik kararı olmamasına rağmen yargılama yapılamaması hukuka olan güveni zedelemektedir” dedi. Horuş, davanın artık Koza Altın şirketini ve patronunu yargılayıp yargılayamama davasına dönüştüğünü söyledi.

HER YER BERGAMA!

Avukatların Akın İpek’le ilgili taleplerini yerinde bulan mahkeme başkanı ve savcı Cumhuriyet Savcılığına müzakere yazılarak İpek’le ilgili soruşturma yapılıp yapılmadığının bildirilmesine karar verdiler. 8 Ekim 2010 tarihine ertelenen duruşma çıkışında duruşmaya Ankara, Sinop Gerze, İzmir gibi yerlerden gelenler Adliye önünde pankartlarını açarak basın açıklaması gerçekleştirdiler. “Her yer Bergama her yer direniş” pankartının açıldığı basın açıklamasında konuşan Çetin Kurtoğlu, Bergama köylülerinin mücadelesinin anlamına ve önemine dikkat çekti. Duruşmaya destek için geçtiğimiz ay Ankara’da gerçekleştirilen Çevre Direnişleri Buluşuyor etkinliğini düzenleyen TMMOB Ankara İKK sözcüsü Ramazan Pektaş ve çeşitli oda yöneticileri, DİSK/Genel-İş TİS Genel Sekreteri İsmail Özhamarat, Devrimci 78’liler, Halkevleri, Yeşil Gerze Çevre Platformu, EDP, EMEP ve ÇYDD temsilcileri katıldı.
Açıklamada “Siyanürcü şirket memleketi terk et”, “Her yer Bergama her yer direniş” sloganları atıldı. (İzmir/EVRENSEL)

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=72662

 
Bergama’da İkinci Duruşma
21:34:42 – 23 Temmuz 2010 Cuma
 
İzmir’in Bergama ilçesinde 2005 yılındaki Dünya Çevre Günü kutlamaları sırasında çıkan olaylara ilişkin, çevreci İzmir, Bergama, Eşme, Sivrihisar, Havran, Küçükdere El Ele Hareketi ile Koza Altın Madeni yöneticilerinin birbirlerine yönelik açtıkları davanın ikinci duruşması yapıldı…

Bergama Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bugünkü duruşmasına, 7 müşteki sanık ile El Ele Hareketi’nin avukatları Arif Ali Cangı, Mehmet Horuş ile yargılanan çevrecilere destek olmak amacıyla İzmir ve Ankara’dan gelen çok sayıda gönüllü katıldı.

Duruşmada savunma yapan Bergama Çevre Platformu Başkanı Erol Engel ve EGEÇEP Temsilcisi Muammer Sakaryalı, olay günü Çamköy’de Dünya Çevre Günü dolayısıyla düzenlenen etkinliğe gitmek istediklerini ama yol kapatıldığı için gidemediklerini ifade ederek, ‘Biz davacı iken davalı olduk‘ dedi. Duruşmaya katılan diğer 5 sanık ise bir sonraki duruşmada savunma yapacaklarını belirtti. Mahkeme hakimi, davanın görülmesine 8 Ekim 2010 tarihinde devam edilmesini kararlaştırdı. Müşteki sanık avukatları Arif Ali Cangı ve Mehmet Koç, duruşma sonrası adliye önünde yaptığı açıklamada, 2005 yılında işlenen bir olaydan dolayı 5 yıl sonra dava açılmasından büyük üzüntü duyduklarını dile getirerek, davanın zaman aşımına uğramasından korktuklarını ifade etti. Bergama’da 2005 yılında Çamköy yolu üzerinde kutlama yapan Koza altın madeni şirketinde çalışan işçiler ve yakınları, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü Çamköy’de kutlamak isteyen çevrecilerin geçişine izin vermemiş, çevrecileri taşıyan otobüslere yumurta ve taş atmışlar, çevreciler de Çanakkale-İzmir karayolunu trafiğe kapatmışlardı. Gelişmeler üzerine Bergama Kaymakamı duruma el koymuş ve maden işçilerinin yoldan çekilmesini sağlayarak, çevrecilerin köye gitmesine yardımcı olmuştu.

Olaylar Objektiflere Bu Şekilde Yansımıştı

http://www.egeninsesi.com/IZMIR-Haberleri/6655/23/Bergamada-Ikinci-Durusma.html

%d blogcu bunu beğendi: