HES’çiler ‘evet’i bekliyor : ‘REFERANDUMDAN SONRA GÖZÜNÜZÜN YAŞINA BAKMAYACAĞIZ’

Kastamonu’nun Cide’ye bağlı Loç Vadisi’nde HES yapımını üstlenen ORYA Enerji şirketi bir yandan kanun ve yasaların arkasından dolanırken bir yandan da pusuya yatmış referandum sonucunda evet çıkmasını bekliyor. 

Şirket yetkilileri Loç Vadisi’nde HES yapımına karşı nöbet bekleyen köylü ve çevrecileri “Sizlere referanduma kadar tahammül ediliyor, referandumdan sonra gözünüzün yaşına bakılmayacak” şeklinde tehdit ediyor. 

HES’çi şirketin beklediği 125. maddedeki değişiklik idarenin eylem ve işlemlerine karşı açılan davalarda özellikle “kamu yararı” ölçütünün yerindelik denetimi olarak kullanılmasının önüne geçecek denetlemeleri içeriyor

125. maddesinde yapılacak olan düzenleme sonrası süregelen ve açılacak özelleştirme iptali, çevrenin korunması, nükleer enerji, HES, kentsel dönüşüm, imar mevzuatına aykırılık vs. davaların tamamı şeklen değerlendirilip içerik denetlemesi dışında tutuluyor.

‘REFERANDUMDAN SONRA GÖZÜNÜZÜN YAŞINA BAKMAYACAĞIZ’ 

Köylülerin ve çevrecilerin Loç Vadisi’ndeki HES karşıtı nöbeti devam ederken, geçtiğimiz günlerde Şirket İnşaat Yüksek Mühendisi Bekir Sıtkı Esendir’in bölge halkına ve aktivistlere “Sizlere referanduma kadar tahammül ediliyor referandumdan sonra gözünüzün yaşına bakılmayacak” diye tehdit ettiği iddia edildi. Platform tehdide tepki gösteren çevreciler ise, “Şirketler iktidarlardan aldıkları desteği artık yeni anayasa ile meşrulaştıracaktır. Bir inşaat mühendisinin yaptığı bu güç göstergesi bile anayasa çıktıktan sonra topraklarımızda istedikleri gibi hareket edebileceklerinin kendilerine olan güveni göstermektedir” dedi.

BÖLGE HALKI KANDIRILMAYA ÇALIŞILIYOR

Umudunu referanduma bağlayan HES’çi şirket ORYA Enerji, bir yandan da bölge halkını HES karşıtı mücadeleden yıldırmak için düzenlediği gerçek dışı beyanlarla gündemde. Loç Vadisi Koruma Platformu, ORYA Enerji ÇED olumlu raporu aldığı Cide HES projesinde şantiye alanı olarak gözüken alanın Karakadı köyü tüzel kişiliğine ait olup acil kamulaştırma ile kamulaştırıldığını açıkladı. Platform tarafından yapılan açıklamada, “Hiç bir geçerli evrak bulunmadan bu alanda Orya Enerji metrelerce beton atmış ve çayın kıyısına tuvalet kuyusunu kazmıştı. İtirazlarımız üzerine alanın mera alanı olduğu ve kamulaştırılamayacağı belirtilerek iş durdurulmuş ve yasal süreç başlatmıştı. Bu süreç devam ederken şirket Cide Asliye Hukuk Mahkemesinden almış olduğu ‘Bedel tespit kararı’ ve EPDK’nın ‘‘Taşınmaz mal devir talebini istimlak edilmiş gibi gösterip 28/08/2010 tarihinde konteynırları alana getirip hâlâ köy tüzel kişiliğine ait olan arsaya şantiye kurmaya çalışmaktadır. Köylünün itirazlarına Şantiye Şefi İnşaat Yüksek Mühendisi Bekir Sıtkı Esendir arsa şirket adına tescillenmiştir diye bedel tespiti ve devir talebini göstermektedir” denildi.
Platform ayrıca, sürecin henüz tamamlanmadığı ve arsanın şirkete geçebilmesi için muhtarlarla 60 gün içinde mutabakata varması gerektiği vurgulanırken, şirketin sadece elindeki belgelerle HES karşıtı olan bölge halkını kandırmaya çalışıldığı iddia edildi.

‘ŞİRKET KENDİ TAAHHÜTLERİNİ YERİNE GETİRMİYOR’

Şirketin “hile” ve “kandırmaca” yolu ile işlerini yürüttüğünü ifade eden platform, “Bugüne kadar şirket hile ve kandırmaca ile işini yürütmüş olup ÇED raporunda belirtmiş olduğu taahhütleri yerine bile getirmemiştir. İlk önce şantiye kurulup çalışmalara ondan sonra başlanacak, çalışanların şantiye dışına çıkmayacak bütün ihtiyaçları şantiye içinde karşılanacak, peyzaj çalışması yapılacak, arazide iş makinesi tamiratları yapılmayacak, evsel atık,kimyasal atık,vs,vs. ayrı ayrı depolanacak gibi kendi taahhütlerini yerine getirmemektedir henüz şantiyesini kurmadan taşeronlarını ve bunların çalışanı onlarca kişi bölgeye getirmiş ve Meydan Mahallesi’nde kiralamış olduğu binaya yerleştirmiştir. Hiç bir peyzaj çalışması yoktur gecen hafta bölgeye gelen Ankara Peyzaj Mimarları Odası çalışmanın olmadığını belirtmiştir zaten davaya müdahil olmuştur. 

Çalışmalarda hafriyat çayın içine atılıyor. Loç Vadisi’nde köylünün yasal haklarını bilmemesinden faydalanan şirket köylünün haklarını gasbediyor ve bazı kurumlarda buna göz yummaktadır” diye belirtti. (KASTAMONU)


İŞTE BEKLENEN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ!

AKP’nin anayasa değişiklik paketinin 11. maddesi, 1982 Anayasası’nın 125. maddesine “Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz.” hükmünün eklenmesini içermektedir. AKP’nin bu değişiklikteki amacı zaten var olan idari yargının yerindelik denetimi yapamayacağına ilişkin sınırlamanın Anayasada da yer alarak pekiştirilmesi ve kaynağını Anayasaya dayandırarak yerindelik denetimi yapmasının önüne geçilmesidir. 

Bu yasak, İdare Mahkemeleri, Vergi Mahkemeleri ve Danıştay’da yapılan yargılamaların usulünü düzenleyen yürürlükte olan 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 2. maddesinin 2. fıkrasında daha önce ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Buna göre; “İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.” 
Değişikliğin püf noktası, bu anayasa değişiklikleri ile idarenin eylem ve işlemlerine karşı açılan davalarda özellikle “kamu yararı” ölçütünün yerindelik denetimi olarak kullanılmasının önüne geçilmesinin amaçlanmasıdır. 
Bu düzenleme, “Sosyal Adalet” ya da “Kamu yararı” anlayışının karşısında “Sermaye yararını” hukuksal düzlemde tek kıstas haline getirme girişimidir. Yapılan değişikliğin sonucu çevre hakkı açısından enformasyon (İdari işlemden bir şekilde haberdar olma) sonrası yurttaşların veya demokratik kitle örgütlerinin kullandığı yargıya başvurma hakkının kısıtlanması olacaktır. Mahkemeler sadece gerekli usuller takip edilerek karar alınıp alınmadığını tartışacak, kamu yararı, çevrenin tahribatı, sosyal adalet gibi denetim kıstaslarına hiç giremeyecektir. 

Bu düzenleme sonrası süregelen ve açılacak özelleştirme iptali, çevrenin korunması, nükleer enerji, HES, kentsel dönüşüm, imar mevzuatına aykırılık vs. davalarının tamamı şeklen değerlendirilip içerik denetlemesi dışında tutulacaktır.

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=74441

ORYA ENERJİ ELEKTRİK ÜRETİM A.Ş. CED olumlu raporu aldıgı CİDE HES projesinde şantiye alanı olarak güzüken alanın KARAKADIKÖYÜ tüzel kişiligine ait olup acil kamulaştırma ile kamulaştırmış ve hiç bir geçerli evrak bulunmadan bu alanda orya enerji metrelerce beton atmış ve çayın kıyısına tuvallet kuyusunu kazmıştı.

Köylünün itirazları üzerine alanın mera alanı olduğu ve kamulaştırılamayacağı belirtilerek iş durdurulmuş ve yasal süreç başlatmıştı. Bu süreç devam ederken şirket CİDE ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nden almış oldugu ”BEDEL TESPİT KARARI” ve EPDK’nın ”TAŞINMAZ MAL DEVRİ TALEBİ”ni istimlak edilmiş gibi gösterip 28/08/2010 tarihinde konteynırları alana getirip hala köy tüzel kişiligine ait olan arsaya şantiye kurmaya çalışmaktadır.

Köylünün itirazlarına şantiye şefi inşaat yüksek mühendisi BEKİR SITKI ESENDİR arsa şirket adına tescıllenmiştir diye BEDEL TESBİTİ ve DEVİR TALABİNİ göstermektedi.

Süreç daha tamamlanmamış olup arsanın şirkete gecebilmesi için muhtarlarala 60 gün içinde mutabakata varışması gerekmektedir. Ancak şirket kendine okadar güvenmektedirki satın almanın gercekleştiğini düşünerek elindeki belgelerle halkı kandırmaya çalışmaktadır.
Bugüne kadar şirket hile ve kandırmaca ile işini yürütmüş olup CED raporunda belirtmiş oldugu taahüdütleri yerine bile getirmemiştir..
a}İlk önce şantiye kurulup çalışmalara ondan sonra başlanacak
b}çalışanların şantiye dışına çıkmayacak bütün ihtiyaçları şantiye içinde karşılanacak
c}peysaj çalışması yapılacak
d}Arazide işmakinası tamiratları yapılmayacak
e}Evsel atık,kimyasal atık,vs,vs ayrı ayrı depolanacak

Gibi kendi taahütlerini yerine getirmemektedir henüz şantiyesini kurmadan taşeronlarını ve bunların çalışanı onlarça kişi bölgeye getirmiş ve meydan mahallasi{4 köyün merkezidir}’de kiralamış oldugu binaya yerleştirmiştir.Hiç bir peysaj çalışması yoktur gecen hafta bölgeye gelen Ankara Peysaj mimarları odası çalışmanın olmadığını belirtmiştir zaten davaya müdahil olmuştur.Çalışmalarda harfiyat çayın içine atılıyor. Köy yollarında {grup yoludur}devamlı işmakinaları gezmekte ve yol kenarlarında iş makinası tamiratları yapılmaktadır.
Loçvadisinde Köylünün yasal haklarını bilmemesinden faydalanan şirket köylünün hakları gasp ediyor ve bazı kurumlarda buna göz yummaktadır.

Referanduma sayılı günler kala şirket mühendisi İNŞ.YÜK.MÜH. BEKİR SITKI ESENDİR sözleri “sizlere referanduma kadar tahammül ediliyor referandum’dan sonra gözünüzün yaşına bakılmayacak” diye sarfettiği sözler bir gerçeği daha yüzümüze çarpmıştır. Şirketler iktidarlardan aldıkları desteği artık yeni anayasa ile meşrulaştıracaktır. Bir inşaat mühendisinin yaptığı bu güç göstergesi bile anayasa çıktıktan sonra topraklarımızda istedikleri gibi hareket edebileceklerinin kendilerine olan güveni göstermektedir.

LOÇ VADİSİ KORUMA PLATFORMU

http://www.karadenizisyandadir.org/web/index.php?option=com_content&view=article&id=394:yeni-anayasa-markl&catid=77:basn-metinleri&Itemid=280
http://www.facebook.com/note.php?note_id=156175651063199&id=100001242984702&ref=mf

Reklamlar

Sarı Yazmalılara Bir Destek de Bartın Platformu’ndan – LOÇ VADİSİ

“Amasra’ya’ yapılacak bir termik santralin çevreye, insan sağlığına ve Bartın ekonomisine zararlı olacağını düşünen kurum ve kişileri bir araya getiren” Bartın PLATFORMU çalışmalarına devam ediyor. Platforma, 11 Temmuz’da Hopa’dan yola çıkıp “KARADENİZ YAŞAM YOLCULUĞU” başlatan, Sinop’ta Nükleer’e, Gerze’de Termik Santrale, LOÇ’ta HESlere hayır diyen “Karadeniz İsyandadır Platformu” ile “Cide LOÇ Vadisi Koruma Platformu” üyeleri 25 Temmuz’da yolculuğun son durağı olan Amasra’da sarı yazmaları ile destek vermişti.

Cide’de LOÇ Vadisinde yürüyen HES (Hidroelektrik Santral) karşıtı çalışmalar santralin yapılacağı bölgede kurulan çadırlarda, bölgede yaşamı savunan, suyuna sahip çıkan, kültürüne sahip çıkan yöre halkı ve destekçileri ile sürüyor. 7-8 Ağustos 2010 tarihinde Bartın PLATFORMU üyeleri de TMMOB Peyzaj Mimarları Odası Genel Merkezi’nden gelen heyet ile birlikte “Bu Su, Bu Toprak, Bu Vadi, Bu Yaşam Bizim. LOÇ Vadisi Yok Olmasın!” dediler.

Hafta sonu LOÇ Vadisinde yürüyen yaşama sahip çıkma nöbetine Bartın ve Amasra’dan Platform bileşenleri katıldılar. Grubu Cide’de Cide LOÇ Vadisi Koruma Platformu üyeleri Erdinç Ay, Uğur Gürsoy ve Zafer Kecin karşıladı. LOÇ Vadisine hakim bir noktadan yapılacak HES projesi ile ortaya çıkacak tahribata yakından şahit olan Bartın Platformu üyeleri daha sonra çadırlı kamp alanına yerleştiler. Alanda konukları Karadeniz İsyandadır Platformu (KİP) üyeleri ile LOÇ’lular karşıladı.

Proje üzerine görüşmelerle süren nöbet 8 Ağustos Pazar günü alan gezileri ile devam etti. LOÇ Vadisinde yürüyen HES çalışması için ÇED olumlu raporu alınması ardından dava açılmıştı. Davaya müdahil olan Peyzaj Mimarları Odası adına yetkililerle görüşmek isteyen PMO Genel Sekreteri Redife Kolçak şantiye alanından sorumlu kimseyi göremediklerini, alanda yürüyen çalışmanın usule uygun olmadığını Karadeniz İsyandadır Platformu üyelerinden Avukat Davut Erkan ile tutanak altına aldı.

Bartın PLATFORMU Batı Karadeniz’de yaşamı savunan, yaşamın devamlılığı için mücadele eden her platformun yanında olup, bölgenin doğal değerlerinin bozulmasına neden olacak her türlü girişimin karşısındadır. Bartın PLATFORMU LOÇ Vadisinde yürüyen mücadelenin destekçisidir. Platform, benzer HES projeleri Bartın bölgesinde de vatandaşın arazisini elinden almak, vatandaşın suyuna ortak olmak istediğinde olan tüm girişimlerin karşısında dimdik duracaktır. Su en doğal bir yaşam ve insanlık hakkıdır, satılamaz, ticarileştirilemez.

Yaşasın LOÇ Vadisi mücadelesi, yaşasın yaşamı savunanların haklı birliktelikleri.

Bartın PLATFORMU

http://bartin.info/GoHab.asp?id=9408

http://www.bartinplatformu.org/

Baraj ve HES’lerin Yıkıcı Etkileri (Doğrudan ve Dolaylı olarak)

41 sayfalık çalışmayı pdf olarak aşağıdaki linki tıklayarak veya sağ tıklayıp farklı kaydet (save target as) ile indirebilirsiniz:
Barajların / Hidro Elektrik Barajlarının Etkileri  (Türkçe)
(Barajlar, Nehirler ve Haklar – Barajdan etkilenen topluluklar için faaliyet rehberi) 
http://www.internationalrivers.org/en/node/579/

SU VE EKOSİSTEMLER

Sucul ekosistemler birbiri ile sürekli iletişimde bulunan ve yaşamları birbirine bağlı canlılar ile onların beslediği sucul alanlardır. Bu ekosistemlerde besin ve barınak ihtiyaçlarını karşılamak için birbirlerine ve çevrelerindeki suya bağımlı olan, birbirleriyle etkileşim halinde bulunan organizma toplulukları vardır. En yaygın bilinen örnekler göl ve nehirlerdir ama nehir deltaları ve kıyı lagünleri gibi sulak alanlar da su ekosistemleri kapsamına girer. Daha ayrıntılı ifade etmek gerekirse sulak alanlar, suda yetişen bitkilerin gelişmesine ve yeterince kurutulmamış ya da turbalık alanların oluşmasına izin verecek kadar uzun süre yüzey ya da yüzeye yakın sularla doymuş topraklar olarak tanımlanır.

Sucul ekosistemler genellikle birçok farklı yaşam türünü barındırır. Bu yaşam türleri bakteriler, mantarlar ve tek hücreliler; böcek larvaları, salyangozlar ve solucanlar gibi dipte yaşayan organizmalar; serbest dolaşan mikroskobik bitki ve hayvanlar (planktonlar); büyük su kamışları, sazlıklar, otlar ve kamışlar gibi büyük bitkiler; balıklar, amfibiler (hem suda hem karada yaşayan hayvanlar), sürüngenler ve kuşlardır. Her ekosistem türünde kendine özgü gelişen doğal ortamlar canlı türlerinin dağılımını etkilediği için, bu organizma topluluklarının yapısı değişkenlik gösterir. Örneğin birçok nehir, göllere oranla daha fazla oksijen içerir ve daha hızlı akar. Nehir koşullarına uyum sağlamış canlı türleri durgun göllerde ve gölcüklerde ya nadiren görülür ya da hiç görülmez.

NEHİR VE DERE EKOSİSTEMLERİ

Nehirler kaynaktan ağıza doğru hareket ederken, fizik­sel özellikleri de (akıntı, tuz miktarı, eğim, sıcaklık) sürekli değişir. Bir nehir başlangıçta küçük, soğuk, hızlı akan ve dalgalı bir deredir ve nehir yatağı büyük taş ve çakıllarla kaplıdır; fakat yan kollarda karışmaya başlayınca nehir giderek genişler ve derinleşir; eğim ve akıntı azalır; nehir yatağı kum ve çamurla dolar. Bir nehir sistemi, yerel fiziksel ve kimyasal koşullara gö­re değişen doğal ortamların bütünü olduğu için son derece farklı biyolojik toplulukları barındırabilir.

Akıntı en çok biyolojik toplulukları etkileyen bir fiziksel özelliktir. Nehrin yukarıdan aşağıya doğru iler­lemesi sırasında dipteki maddelerin değişken ayrışma hızı, biyolojik toplulukların yerleşmesi ve gelişmesi açısından birçok alt tabaka yaratır. Suyun hızlı aktığı kısımlarda, bir yere tutunmayan ya da barınağı ol­mayan herşey akıntıya kapılır. Akıntı ne kadar güçlü olursa, suyun taşıyabileceği maddelerin miktarı ve büyüklüğü de o kadar çok olur. Bu durumda nehir­deki tek bitki, taşların yüzeyine tutunmuş yosunlar olacaktır; hızlı akıntı nedeniyle ve üzerinde büyüyebi­lecekleri ince kum tabakası olmadığı için köklü bitki­ler yaşamayacaktı. Dipte yaşayan omurgasızlar akıntıyla sürüklenmekten korunmak için genellikle taşların üzerinde ya da aralarında yaşar ve vücut yapılarını hızlı akıntıya göre uyarlarlar. Balıklar da taşların arasındaki ya da nehir kıyısındaki alanlarda barınırlar. Buna karşın, yavaş akan nehirlerin güneşli bölgelerinde bol miktarda köklü bitki bulunur; bitki örtüsüne ve tortula­nıl içinde yaşamaya uyum sağlayan hayvanlar da nehir­de yaşar. Büyük nehirlerdeki bitki planktonlan birin­cil üreticiler olmaları nedeniyle çok önemlidir.

Nehrin kendi içindeki birincil üretime ek olarak, dı­şarıdan sağlanan organik maddeler de önemli bir enerji kaynağıdır. Küçük derelerdeki organik madde­lerin çoğu karadan gelir ama büyük nehirlerdeki or­ganik maddeler nehrin yukarı kısımlarından, kolların­dan, komşu su havzalarının düzenli taşkınlarından el­de edilir. Elbette ki insan faaliyetleri nehirlere gelen bu organik maddeler üzerinde çok etkilidir.

GÖLLERİN EKOLOJİSİ

Göllerin en belirgin özelliği durgun sularıdır. Boyutla­rı ve derinlikleri ekolojilerini önemli ölçüde etkiler. Sığ göllerdeki sular yıl boyunca gayet iyi karışırken, derinliği 5-10 metreyi geçen göllerde üst yüzey iyi karışır ve ısınırken alt yüzey çok daha durgundur. Göller plankton ve daha büyük bitkilerle beslenen çeşitli canlı topluluklarını barındırır. Etraftan fazla müdahale almamış göllerde besin ve ışık imkanları sınırlı olduğundan birincil üreticiler açısından fakirdir. Böylece sığ göllerde, suyun güneş ışığını geçirmesi sebebiyle baskın olan besinler, köklü bitkilerdir, derin göllerde, ise planktonlardır. Bitki planktonları hayvan planktonları tarafından yenir. Hayvan planktonları ise balıklara yem olur. Gölün tabanına inen planktonlar omurgasızlarca yenir ya da bakterilerce parçalanır. Sığ göllerdeki sular genellikle bütün yıl boyunca birbirlerine karışırlar, oysa derinliği 5-10 metreyi aşan göller yazları ayrı ısı tabakalarına ayrılırlar, yüzeyde sular yine birbirine karışır ama dipte daha sabit sıcaklıkta ayrı bir tabaka oluşur. Göllerde çok sayıda farklı biyolojik topluluk yaşar ve bunların her biri de bitki planktonla­rının ve daha gelişmiş bitkilerin ürettiği organik maddelere bağımlıdır. Çevreden fazla etkilenmeyen göllerdeki bi­rincil üretim genellikle besin ve ışık girişiyle sınırlıdır. Dolayısıyla ışığın dibe ulaşabileceği kadar sığ göllerdeki yaygın birincil üreticiler köklü bitkilerdir, daha derin göllerdekiler ise hareketli bitki planktonlarıdır. Bitki plankton­larını hayvan planktonları, hayvan planktonlarını ise daha büyük hayvan planktonları ve balıklar yer. Gölün dibi­ne çöken bitki planktonları ya dipteki omurgasızlar tarafından yenir ya da bakteriler tarafından ayrıştırılır.

Göl sularındaki besin düzeyi dışarıdan gelen besinlere ve dolayısıyla da göl havzasının özelliklerine bağlı­dır. Besin düzeyi çoğunlukla bir gölün birincil üretiminin büyüklüğünü, kısmen de çeşitli biyolojik toplulukla­rın önemini belirler. Besin düzeyi yüksek göllerde bitki planktonlarının egemen olması nedeniyle ışık dibe ka­dar ulaşamaz ve köklü bitkiler tamamen ya da kısmen yok olur.

SULAK ALANLARIN EKOLOJİSİ

Sulak alanlar hem bilinen hayvan türleri hem de daha az tanınan canlılar açısından önemlidir. Her su damlasında, besin zincirinin çok önemli bir parçası olan ve gözle görülemeyen hayvan planktonları vardır. Balık, amfibi ve sürüngen topluluklarının hepsi de sulak alanların yarattığı doğal ortamlarda yaşar. Sulak alanlar balıkların üreme merkezi ve başka hiçbir yerde görülmeyen canlı türlerinin barınağıdır. Ayrıca nehirlerin yukarı kısmındaki sulak alanlar yeraltı sularını düzenlemede de önemli rol oynar.

Akdeniz bir zamanlar sucul alanlar açısından çok zengin bir bölgeydi. Çünkü akarsular taşar ve etrafındaki bölge de Menderesler yaratırlar, kıvrılarak geniş alanları sularlardı. 19. ve 20. yüzyıllarda birçok sulak alanda geniş arazi sulaması için kanallar açıldı ya da sıtma önlemek amacı ile kurutuldu. Kanal açılan arazilerde kuruluğa uyum sağlamış doğal bitki örtüsü sulama nedeni ile yok olurken toprak kaybına sebep oldu ve hayvan topluluğu (fauna) çok ciddi biçimde zarar gördü. Bugün bile, sulak alanlar insanlar gözünde verimsiz bulunup yok olma tehlikesi altındadır. Son yıllarda ise, sulak alanlar en çok baraj ve HESlerin yapımı nedeni ile tehdit altında. Su sağlamak için akarsulara kurulan barajlar nedeni ile akarsu yatakları değiştirilmekte, sulak alanın su kaynakları uzaklaştırılmakta, pompalarla akiferler ortaya çıkarılmakta ve böylece sucul alanların suyu giderek çekilip yok olmaktadır.

Kaynak: Akdeniz’de Su KİTABI

Loç Vadisi’nde bir cinayet işleniyor – Esra Açıkgöz

Başlarında sarı yazmaları, yüzlerinde kaygıyla Loç halkı nöbette. Loç Vadisi’ne yapılacak HES ile suları ellerinden alınacak. Bu Loç için ölüm, halk için göç demek… Ancak kararlılar, direnecekler.

Esra Açıkgöz

Cumhuriyet/Dergi– Yeşilden maviye dönüyor renkler, kahverengiye sonra da. Hepsi birbirinin içinde. Toprak, gök, orman, deniz… Doğa Derneği’yle Küre Dağları’nda yer alan Loç Vadisi’ne gidiyoruz. Bir süredir Loç Vadisi’nde nöbet tutan köylülerle konuşacak, dertlerini soracağız.

Gün akşamdan sabaha varıyor. Biz hâlâ yoldayız. Dağları tırmandıkça sisin altında kalıyor köyler. İstanbul’un kargaşasından doğanın sakinliğine sığınarak ilerliyoruz.

Küre Dağları, Karadeniz’deki diğer dağların aksine geniş kireçtaşı kayalıklarını barındırıyor. Devrekani Çayı ise bize eşsiz bir manzara sunuyor. Çay, beş büyük kanyon sisteminden geçerek dolanıyor Küre Dağları’nı. Bunlardan biri de dünyanın ikinci büyük kanyonu olan Valla Kanyonu.

Loç Vadisi’nin bir yüzü Karadeniz, diğeri Akdeniz özelliği taşıyor. Bir yüzünde sandal ağaçlarından oluşan ormanlar, diğerinde kayın ve göknar ormanları…

Bütün bu güzelliğin Loç Vadisi’ndeki Devrekani Çayı üzerine yapılmak istenen hidroelektrik santral (HES) projeleri nedeniyle yok olacağını düşündükçe hüzün ve öfke sarıyor. Oysa Loç Vadisi yaşamalı. Neden mi? Bırakalım yanıtı rakamlar versin:

Küre Dağları, 305 Önemli Doğa Alanı ve 122 Önemli Bitki Alanı’yla mutlak korunması gereken yerler arasında.

16’sı nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan 29 endemik bitkiye ev sahipliği yapıyor. Akyıldız (Ornithogalum kuereanum), dünyada sadece bu bölgede yaşayan yerel bir endemik tür.

Sadece bitkiler mi, hayvanlar için de iyi bir yuva bu alanlar. Alaca sinekkapan (Ficedula semitorquata) nesli küresel ölçekte tükenme tehdidi altında olan ve bu bölgede üreyen bir tür.

Loç Vadisi Akdeniz mikrokliması ve bitki örtüsü özellikleriyle eşsiz. Akdeniz makilikleri ve Karadeniz ormanlarının bir arada görüldüğü düşünülürse bu eşsizlik daha iyi anlaşılabilir.

Hepsi bu değil, yüzlerce insana da ev sahipliği yapıyor. Onlara yaşamları için ihtiyaç duyduklarını sunuyor hiç çıkarsız… Ancak 2000’de Milli Park ilan edilen bölge, şimdi devlet eliyle yok edilecek. Küre Dağları’nın kalbi Loç Vadisi’nde yapılması planlanan HES projesi, 4 bin 800 metre boyunca Devrekani Çayı’ndaki suyun en az yüzde 85’ini tünellere hapsedecek. Bu vadi için ölüm demek, insanlar için göç. Oysa Birleşmiş Milletler de geçen hafta suya erişim ve hıfzısıhhayı temel insan hakkı olarak tanıdı…

İşte, rahat evlerini bırakıp, yaşlıları ağrıyan dizlerine, yüksek tansiyonlarına aldırmadan, çocukları oyunlarını düşünmeden, gençleri gezmeyi umursamadan vadide nöbete tutan da bu. Loç halkı projenin yıkıcı etkilerine karşı iki haftadır suyun başında nöbette. Seslerini, oluşturdukları Loç Vadisi Koruma Platformu’yla duyurmaya çalışıyorlar. Ankara’da, İstanbul’da da eylemler yapıyorlar günlerdir.

Ağaçların arasında kurulmuş çadırlara doğru ilerliyoruz. Nöbet yerlerinde buluyoruz onları. Başlarında yine sarı yazmaları. Erdinç Ay, “Ümran Boru şirketi tamamen hukuksuz bir biçimde iş makineleriyle vadimizi, yaşam alanlarımızı talan etmeye, ağaçlarımızı kesmeye başladı” diyerek anlatıyor süreci, “Bir yandan da rant alanı haline getirilen derelerimizdeki suları 4 bin 800 metre boyunca taşımak için 3,55 metre çapındaki boruları topraklarımıza döşeyecek. Bunun için tapulu tarlalarımıza, bizleri korkutup sindirerek el koymak istiyor. Bu durum da devletin ve şirketlerin halkı yok saydığını gözler önüne seriyor. Ümran Boru’ya sesleniyoruz, Loç Vadisi’nde faaliyet gösteren şirketler vadimizden çıkana kadar suyumuzun başında nöbet tutmaya kararlıyız”.

Hanefi Taş, 58 yaşında. Altı çocuğunu bu topraklar sayesinde büyütüyor. Güneşin ilk ışıklarıyla başlayıp, akşama kadar toprakla uğraştığı günler uzak değil. “Bir ağaç gölgesinde bile oturamazdık çalışmaktan” diyor gözleri ağaçlara takılı, “Tam şimdi oturmak için fırsat bulduk. Şimdi de ağaçlarımızı kesmeye geldiler”. Ağaçlar onun için çocukları gibi. Nasıl olmasın? Her çocuğu için bir ağaç diken o değil mi? Şimdi bu ağaçların kesilmesine nasıl izin verebilir? Vermiyor. Vermeyecek. “Buraya gelen yolda elma, ceviz ağaçları vardı. Önünden her geçen canı çektiğinde koparır yerdi. HES yapmak için yol açma çalışmalarında kesmişler. Görünce sinir krizi geçirdim” diyor. Konuştukça öfke büyüyor sesinde: “Suyumuzu da, ağacımızı da vermeyiz. Gitsinler”.

Hele HES’çilerin kendilerini suçlaması yok mu? En çok da bu çileden çıkarıyor Hanefi Taş’ı, “HES’çi Bekir bizi ikna etmeye geldi. Kovdum. Bana ‘Misafir sevmiyor musun’ diye sordu. Misafir ev sahibini atıp, evini elinden alır mı? Bizi topraklarımızı satmaya ikna edemezler”.

Loç halkı başlarında sarı yazmaları, HES’in durdurulması için açtıkları davanın sonucunu bekliyorlar. Yakın zamanda bilirkişi heyeti raporunu hazırlayacak. Ancak davaya rağmen şirket çalışmalarını durdurmadığı için Loçlular da sularının başında nöbetteler. Zaman zaman şirket çalışanlarıyla, zaman zaman da jandarmayla karşı karşıya geliyorlar. Ancak mademki bunca yıl Loç Vadisi doyurdu onları, onlar da şimdi ona sahip çıkacaklar…

Bütün bunların sizin korunaklı yaşamlarınızdan uzakta geçtiğini düşünüp arkanızı dönmeyi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü Loç sadece bir halka. Türkiye’de iki bin HES projesi olduğu söyleniyor. İşin komiği ise, 2023 yılına kadar bu iki bin HES hayata geçirilse bile, elektrik ihtiyacının ancak yüzde 5’i karşılanabilecek… Bunun karşılığında ödenecek bedel ağır. Yüz binlerce ağaç kesilecek, yok edilen bitki örtüsüyle topraklar çölleştirilecek, iklim dengesi değiştirilecek, onlarca hayvan yok edilecek… Üstelik devlet, özel şirketlere devrettiği bölgelerin ne SİT alanı olmasını umursuyor ne de koruma altında olmasını…

Neyse ki devlet umursamasa da halk topraklarına sahip çıkıyor. Çünkü su hayattır ve hükümetin su politikaları pek çok yerde olduğu gibi Loç Vadisi’ndeki hayatı da çalıyor. Bu cinayete siz de dur deyin! Tehlike büyük ve her an sizin de kapınıza dayanabilir.

8 Ağustos 2010

Artık Her Köyün Bir “Vatandaş Mustafası” Var

 
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde HES’ lerin ilk sözü edilmeye başlandığında karşı çıkan birkaç kişi-Güneysu için söylüyorum- firmaların gönüllü avukatları tarafından her türlü hakarete maruz kalıyordu. “Karşıysan elektrik kullanma.” “Köyüne yatırım yapıyorlar sen karşı çıkıyorsun.” “Siz siyaset yapıyorsunuz.” gibi daha bir çok fütursuzca söylenen sözler.
23/07/2010 – 12:49
 
Ceyhun KALENDER / Handüzü Yaylası

Bu gün gelinen noktaya baktığımızda bambaşka bir durum söz konusudur. O gün bir elin parmaklarını geçmeyen duyarlı vatandaşlar, bugün yüzlerle hatta binlerle ifade ediliyor. Artık her vadinin, her derenin, her köyün bir Vatandaş Mustafa’sı olduğu gibi Gürgen Köyü’nün de bir Vatandaş Mustafa’sı Var. Ancak bu vatandaşın sadece ismi farklı;Vatandaş İsmail Dayı.  

Özellikle son zamanlarda tepkiler üzerine sıkışan firmaların, vatandaşı yanına çekebilmek için yaptığı vaatlere kananlara inat, ilerlemiş yaşına rağmen, her ne pahasına olursa olsun derelerimizin kurumasına izin vermeyeceğiz, diyen İsmail Dayı (İsmail BALTACI) bu kararlı tavrıyla da gençlere örnek oluyor. Gürgen Enerji’ye ait Han Gürgen Regülatörü ve HES projesi ÇED bilgilendirme toplantısında, Vatandaş İsmail ve diğer çevrecilerin tepkisi üzerine toplantı yapılamamış ve proje askıya alınmıştı. Ayrıca her gün bu dere boyunca nöbet bekleyen Vatandaş İsmail, kendisini derelerle o derece özdeşleştirmiş ki, “Suyumuzu alırlarsa hayatımızı almış olurlar. Bu durumda bu köyde yaşamanın benim için bir anlamı yok. Gelecek nesillere karşı suç işlemiş oluruz ve bunun hesabını da Yüce Allah bizden sorar.” diyerek kararlılığını ortaya koymaktadır. 

Güneysu’da bu derece duyarlı insanların olması, bu derede planlanan HES’ lerin amacına ulaşamayacağını göstermektedir. Rize İdare Mahkemesinin iki HES’ le ilgili verdiği yürütmeyi durdurmanın yanında, deneme üretimine başlamış olan Kale HES ile  proje aşamasında olan Ada HES ve diğerlerine karşı Güneysu Çevre Platformu tarafından yeni davalar açılarak, Güneysu Vadisinin asla bir HES çöplüğüne dönüştürülmesine izin verilmeyecektir. Güneysu’nun HES’ lerle değil, yayla turizmiyle doğal güzellikleriyle, sosyal ve kültürel başarılarıyla gündeme gelmesi gerekiyor. Bu gün çevresel etkileriyle turizmi bitiren, toplumu ayrıştırarak önemli sosyal sorunlara sebep olan, ileride toplumun kültürü ve yaşam tarzı üzerinde önemli tahribatlar yapacak olan bu HES hastalığının toplumun bünyesinden ve  gündeminden bir an önce çıkarılması ülkemizin hayrına olacaktır. Geçen gün köye giderken arabaya aldığım bir ilköğretim öğrencisi bana Asa Enerjinin kuruttuğu dereyi göstererek, “Abi bu dere bir daha akmayacak mı?” demişti. Sadece “Maalesef” diyebildim. Evet, Dünya var olalı bu dere akıyor, ama bir daha hiç akmayacaktır! Bu da sanırım vicdan sahibi her insana yeter. Saygılar sunarım. 21.07.2010 

Ceyhun KALENDER, ceyhunkalender1972@hotmail.com

Kültür Çevre ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği
      GÜNEYSU ÇEVRE PLATFORMU

http://www.kackargazetesi.com/haber_detay.php?haber_id=4370
http://www.handuzu.org.tr/yazilar.php?id=63

Enerji şirketleri HES’leri sevdirmek için Tarkan’ın annesini kullanacak

Enerji şirketleri, çevrecilerin HES tepkisini aile içinde çözecek. Şirketler tartışmalı santrallar için imaj kampanyası düzenleyecek, ilk ikna edilecek isimler de Tarkan ve Başbakan Erdoğan’ın akrabaları olacak

tarkan

Karadeniz’de yapımı süren hidroelektrik santrallar (HES), yöre halkı ve çevrecilerin girişimi ile yargıya takılırken, enerji şirketleri de HES’lerin imajını düzeltmek için kampanya başlatma kararı aldı. Başta Başbakan Erdoğan’ın memleketi Rize olmak üzere, Karadeniz Bölgesi’nde 4 bin megawatt kapasiteli 200 santrala lisans verilirken, yöre halkı ve çevrecilerden gelen yoğun tepkiler üzerine, bölge idare mahkemelerinden art arda durdurma kararları çıkmıştı. Enerjideki arz-talep dengesi açısından büyük önemi bulunan yatırımlar yapılamadığı için, önümüzdeki yıllar için hesaplanan elektrik üretimi de riske girmiş oldu. Bunun üzerine harekete geçen HES yatırımcıları da Karadeniz’de yapılacak santralları halka anlatmak için bir kampanya başlatma kararı aldı. Kampanya ile halka, ‘Yerli kaynaklarımız ile enerji üretmemiz, ülkeye de katkı sağlar, yöreye de. Bu yatırımlar ile sizin için de istihdam yaratılacak’ denecek. Belediyeler ve valiliklerden de destek alınacak kampanya ile yöre halkı toplantılara çağrılacak. Enerji şirketleri, ilgili bakanlardan da kampanya için destek isterken, Bakan Eroğlu ve Yıldız’ın bu talebe sıcak baktıkları belirtildi. Kampanya kapsamında, bölge idare mahkemelerindeki hakim ve savcılara da ulaşılarak, onlara da konunun anlatılması planlanıyor. Rize’de kurulan HES’ler için megastar Tarkan’ın akrabaları da direniş gösterirken, Ahmet Tevetoğlu, Rize İkizdere’de kurulacak santrala tepki göstermişti. Kamuoyuna yansıyan bu olaylar üzerine enerji şirketleri, imaj çalışmasına Tarkan’ın annesi Neşe Tevetoğlu ve akrabaları ile Başbakan Erdoğan’ın Rize’deki yakınlarından başlayacak.

Kaynak: Akşam

HES karşıtlarını suçlayan doğa ve emek düşmanı patronlara ‘hodri meydan’

İSTANBUL (DİHA) – Karadeniz’de yapımı gündemde olan Hidroelektirk Santrallere (HES) karşı mücadele yürüten “Yaşam savunucuları”nı, “Karşı çıkanların para akışları takip edilmeli” sözleriyle suçlayan Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası üyesi Cemal Binler’e, Karadeniz İsyandadır Platformu (KİP) aktivistlerinden “Hodri meydan” cevabı geldi. 

Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Meclis üyesi ve işveren Cemal Binler Karadeniz’de doğada büyük tahribat yaratan HES’lere karşı mücadele yürüten çevrecileri “Köylü bu parayı nereden bulacak. Köylüyü ayaklandıran, HES’e karşı çıkan kesimler var. Bunu ortaya çıkarmak için para akışları takip edilmelidir” diye suçladı. Suçlamalara ilk tepki bölgede yaşayan köylülerle birlikte mücadelesinde kararlı olan KİP’ten geldi. KİP aktivisti Deniz Şener Yıldırım, suçlamayı “pervasızlık” olarak niteleyerek, “Haydi, hodri meydan, siz bizi denetleyin biz sizi denetleyelim” diye seslendi. Devlet ve özel şirketlerin el birliği içinde ortaklaşa çalıştığını ifade eden Yıldırım, “Direnişleri bastırabilmek için devlet ve şirketler elbirliği ile çalıştı. Önce gelişen muhalefeti bölmek için parayı kullandılar. Bazılarını yanlarına çektiler. Ardından direnenler için “onlar marjinal.. Onlar vatan haini” ve benzeri şeyler söylediler. Yetmedi sindirebilmek için kolluk kuvvetlerini halkın üzerine sürdüler” dedi. 

‘Devlet şaşkına döndü’

Halkın direnişi karşısında devletin şaşkına döndüğünü belirten Yıldırım, devletin temsilcilerinin kendilerini aklayabilmek için yandaşlarından bir kısmını satarak “Çürük yumurta” olarak adlandırdıklarını, bazı şirketlerin doğaya ve yaşam alanlarına ciddi tahribat verdiğini itiraf ederek mücadelenin hızını kesmeye çalıştıklarını söyledi. HES mücadelesinin kırılması için her türlü çabanın gösterilmesine karşın direnişin durmadığına işaret eden Yıldırım, “Ne var ki direniş durmuyor isyan ateşi hızla yayılmaya devam ediyor. Şirketler ise bu durum karşısında şaşkınlığını gizlemekte zorlanıyor. Halkın 4-5 bin lira bulan mahkeme masraflarını nereden bulduğunu sorguluyorlar. Öyle ya köleye çevirdikleri insanların yaşamlarını minimum düzeyde sürdürmek dışında paralarının olması mümkün mü?” diye sordu. 

‘Siz nasıl edindiniz bu mal varlığını?’

Yıldırım sözlerini şöyle sürdürdü: “Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Meclis üyesi ve iş adamı Cemal Binler “Köylü bu parayı nereden bulacak. Köylüyü ayaklandıran, HES’e karşı çıkan kesimler var. Bunu ortaya çıkarmak için para akışları takip edilmelidir” diyor. Hodri Meydan. Denetleyelim. Siz bizi denetleyin. Bizler de sizi? Biz rahatız. Günlerce peynir ekmek yedik. Kiramızı ödemekte zorlanıyoruz. Bakalım siz nasıl cevap vereceksiniz? Nasıl edindiniz bu mal varlığını. Kaç kişi sigortasız çalışıyor? Sendikal haklar ne durumda? Kaç işçinin primleri tam yatırılıyor?”

(ek/fk/ru)

DOĞA VE EMEK DÜŞMANI PATRONLARA HODRİ MEYDAN

HES’ler ile ilgili mücadele giderek sertleşmeye başlıyor. Senoz ve İkizdere gibi bölgelerde daha halkın ne olup bittiğini anlamadan sürdürülen HES çalışmalarının ardından ortaya çıkan tahribat gözle görülür, hissedilir boyutlara ulaşınca tüm bölgelerde direniş ve isyan sesleri yükselmeye başladı. 

Yuvarlakçay’da 5 aydan fazla süren nöbet, Loç Vadisi’nin şantiyeye girip çalıştırmaması, Senoz’da Nacak ile tutulan nöbet, Aksu’da şantiye baskınları, Tortum’da ve Antalya’da gözaltılar yükselen direnişin göstergesi adeta. 

Direnişleri bastırabilmek için devlet ve şirketler elbirliği ile çalıştı. Önce gelişen muhalefeti bölmek için parayı kullandılar. Bazılarını yanlarına çektiler. Ardından direnenler için “onlar marjinal.. onlar vatan haini” ve benzeri şeyler söylediler. Yetmedi sindirebilmek için kolluk kuvvetlerini halkın üzerine sürdüler. 

Tüm karalama ve sindirme çabalarına karşın Senoz’da yakılan isyan ateşinin İstanbul’da hızla büyümesini ve Artvin’den Songuldak’a, Sinop’tan Antalya’ya yayılışını engelleyemediler. 

Halkın direnişi karşısında şaşkına dönen devletin temsilcileri kendilerini aklayabilmek için yandaşlarından bir kısmını satarak “Çürük yumurta” olarak adlandırdıkları bazı şirketlerin doğaya ve yaşam alanlarına ciddi tahribat verdiğini itiraf ederek mücadelenin hızını kesmeye çalıştılar. 

Ne var ki direniş durmuyor isyan ateşi hızla yayılmaya devam ediyor. Şirketler ise bu durum karşısında şaşkınlığını gizlemekte zorlanıyor. Halkın 4-5 bin lira bulan mahkeme masraflarını nereden bulduğunu sorguluyorlar. Öyle ya köleye çevirdikleri insanların yaşamlarını minimum düzeyde sürdürmek dışında paralarının olması mümkün mü?.. 

Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Meclis üyesi ve iş adamı Cemal Binler “Köylü bu parayı nereden bulacak. Köylüyü ayaklandıran, HES’e karşı çıkan kesimler var. Bunu ortaya çıkarmak için para akışları takip edilmelidir” diyor 

Hodri Meydan 

Denetleyelim..

Siz bizi denetleyin.. Bizler de sizi? 

Biz rahatız.. Günlerce peynir ekmek yedik.. Kiramızı ödemekte zorlanıyoruz..

Bakalım siz nasıl cevap vereceksiniz? Nasıl edindiniz bu mal varlığını. Kaç kişi sigortasız çalışıyor.? Sendikal haklar ne durumda?.. Kaç işçinin pirimleri tam yatırılıyor?..

 

DOĞA KATİLİ ŞİRKETLERE

Mahkeme kararlarını uygulatmadılar

Marjinal dediler

…Komünist dediler ne demediler

Jandarmayı yasalar onlara karşı olmasına rağmen halkın üzerine sürmeye çalıştılar

yetmedi halka silah çektiler

Bakan Eroğlu bile Halktan korktuğu için

bu şirketleri en sonunda SATTI;

İçlerinde çürük yumurtalar var onlar doğayı yok ediyorlar, dedi.

Her yönden boylarının ölçüsünü aldılar daha da alacaklar.

Yaşam Savunucularının Karşısında sermaye dize gelmeye mahkumdur.

Elbette kuduracaklar

“Sermaye bizde, bunlar hareket edecek parayı nereden buluyorlar?”diye.

Halkın gücü Paradan Puldan Gelmiyor

Bu zavallılar bunun farkında değiller işte;

Nacakla nöbet tuttuğu için sinanlar kimseden para almıyor.

Taş atan kadınlarımız

şirketlerden yevmiye istemiyor,

Dozerleri kovalayanlar, nöbetleri tutanlar şirketlere suçüstü yapanlar

karınlarını vadilerdeki derelerin nimetleriyle doyuruyorlar

Karadenizi isyan isyan dolaşanlar borç içinde yüzüyor

ama kimseden sadaka istemiyor

İnsanlarımız ömürlerini harcıyorlar

İşte şirketlerin anlayamadıkları budur;

Parayı kes hareket bitsin,

ASIL SORULMASI GEREKEN

BU ŞİRKETLERİN NASIL MALVARLIĞI EDİNDİKLERİ

SERMAYEYE NASIL SAHİP OLDUKLARIDIR?

YILLARCA KİMLERİN KANINI EMDİNİZ DE ŞİRKETLERİNİZİN

BAŞLARINDA KARADENİZİN YOK EDİLMESİ PROJELERİNİ YÜRÜTECEK DENLİ PALAZLANDINIZ?

DOĞAYI VE İNSANI SÖMÜRMEDEN SERMAYE EDİNMENİN YOLUNU AÇIKLAYINIZ DA BİRLİKTE YAPABİLECEĞİMİZ TEK ŞEYİ YAPALIM – GÜLELİM

MCA.

BİR İNSAN NASIL ZENGİN OLUR? (Fikret BAŞKAYA’dan)

Zengin olmamanın yegane yolu başkasının emeğini sömürmek, başkasının emeğinin ürününe elkoymak ya da el konmuş olandan pay almaktır… Sermaye gasptır, ancak zorla şiddet kullanarak, hileyle mümkündür ve aynı araç ve yöntemlerle de korunabilir… Mülkiyet ve zenginlik ancak ve mutlaka sömürü, yağma ve talanla, zorbalık ve haydutlukla elde edilebilir, korunabilir, büyütülebilir. Mükiyete sahip olan aynı zamanda güce de sahip olduğu için, sömürü ve bağımlılık ilişkilerini dayatmak için yasaların arkasına gizlenmek kuraldır. Zaten yasaları yapanlar da mülk sahipleridir.

%d blogcu bunu beğendi: